1939 yazının son günleriydi. moskova’nın üzerinde asılı duran kurşuni bulutlar, şehri adeta demir bir örtü gibi kaplamıştı. rüzgar, kızıl meydan’ın köşelerinde uğulduyordu. kremlin’in kızıl tuğlalı duvarları, yüzyılların tanığı gibi sessizce yükseliyordu. tarihin akışını değiştirecek görüşmelere ev sahipliği yapacak bu antik kale, sanki üzerinde toplanan fırtına bulutlarının ağırlığı altında eziliyordu.
kremlin’in iç avlusunda, siyah mercedes-benz limuzinler arka arkaya dizilmişti. nazi almanyası’nın gamalı haçlı bayrakları, sovyet kızıl bayraklarının yanında garip bir tezat oluşturuyordu. muhafızlar, bronz heykeller gibi hareketsiz duruyordu.
görüşme salonu, kremlin’in üçüncü katındaydı. yüksek tavanlı, ağır kadife perdeli odanın ortasında masif meşe bir masa duruyordu. duvarları kaplayan koyu renk ahşap paneller, odaya boğucu bir hava katıyordu. nazi almanyası dışişleri bakanı joachim von ribbentrop, sovyetler birliği lideri josef stalin ve dışişleri komiseri vyacheslav molotov masanın etrafında toplanmıştı. havada asılı kalan yoğun sigara dumanı, kristal avizenin ışığını süzüyor, odaya tekinsiz bir atmosfer katıyordu. masanın üzerindeki gümüş küllükler, içilen sayısız sigaranın külüyle dolmuştu. duvardaki büyük saat, tarihi anın ağırlığını vurgularcasına ağır ağır tıklıyordu.
stalin, masanın başında oturmuş, karakteristik porselen piposunu tüttürürken, karşısındaki alman diplomatı süzüyordu. ribbentrop’un getirdiği teklif açıktı. doğu avrupa’yı paylaşmak. polonya, baltık ülkeleri ve finlandiya üzerinde nüfuz alanları belirlenecekti. iki ideolojik düşman, dünyayı şaşkına çevirecek bir anlaşmaya varmak üzereydi.
“führerim inanıyor ki” dedi ribbentrop, “almanya ve sovyetler birliği arasındaki tarihi düşmanlık sona ermeli. iki büyük güç, avrupa’nın kaderini birlikte belirlemeli.”
stalin piposunu masadaki küllüğe vurup küllerini döktü. “ilginç” dedi ağır gürcü aksanıyla. “yıllardır bizi bolşevik tehlike olarak gören hitler, şimdi işbirliği istiyor.”
molotov araya girdi. “yoldaş stalin, teklifin pratik yönlerine odaklanmalıyız. sınırlar nasıl çizilecek?”
haritalar masaya serildi. kalemler elde, sınırlar çizilmeye başlandı. polonya’nın kaderi birkaç çizgiyle belirlendi. baltık devletleri paylaşıldı. finlandiya sovyet nüfuz alanına bırakıldı.
görüşmeler gece yarısına kadar sürdü. şampanyalar açıldı, kadehler kaldırıldı. 23 ağustos 1939’da molotov-ribbentrop paktı imzalandı. resmi metin saldırmazlık anlaşmasından ibaretti. gizli protokoller ise doğu avrupa’nın paylaşımını içeriyordu.
berlin’de, reichskanzlei’nin karanlık koridorlarında hitler’in adımları yankılandı. moskova’dan gelen şifreli telgrafı okurken elleri titriyordu. yüzündeki ifade yavaşça değişti, gözlerinde vahşi bir parıltı belirdi. kara kuvvetleri (heer) genelkurmay başkanı franz halder’in önünde durdu, elindeki telgrafı sertçe masaya fırlattı. führer’in yüzünde uzun zamandır görülmemiş bir zafer ifadesi vardı. “şimdi” dedi boğuk bir sesle, “şimdi doğu sınırımız çelik bir duvar gibi güvende.” halder’e yaklaştı, sesini alçalttı. “polonya sonunda bizim olacak. ver emirleri, harekat başlasın.”
ribbentrop moskova’dan döndüğünde hitler’e detaylı rapor verdi. führer masasının başında ayakta durmuş, doğu avrupa haritasına bakıyordu. yüzünde soğuk bir gülümseme vardı.
“stalin aptal değil” dedi hitler. “zamanı geldiğinde onunla hesaplaşacağız. şimdilik bu anlaşma işimize yarar.”
hitler, sovyet liderini yıllardır inceliyordu. stalin’in gürcü kökenli bir diktatörden sovyetler birliği’nin mutlak hakimi olma yolculuğunu adım adım takip etmişti. kremlin’in demir yumruğunun nasıl rakiplerini birer birer ortadan kaldırdığını, muhalifleri tasfiye ettiğini, milyonlarca insanı toplama kamplarına gönderdiğini biliyordu. stalin’in acımasızlığı, paranoyası ve sabırla planlar yapma yeteneği hitler’i etkilemişti. iki diktatör, birbirlerinin ruhlarındaki karanlığı görebiliyorlardı. hitler, stalin’in kendisi gibi kan ve demir yoluyla iktidara geldiğinin farkındaydı. sovyet liderinin görünüşteki sakinliğinin altında vahşi bir gücün yattığını, tıpkı kendisi gibi dünyayı değiştirme hırsıyla yanıp tutuştuğunu anlıyordu. stalin’in soğukkanlı hesapları, stratejik düşünme yeteneği ve intikamını almak için yıllar bekleyebilme sabrı, onu hitler’in gözünde tehlikeli bir rakip yapıyordu.
wehrmacht komutanları planlama odasında toplanmıştı. general halder haritaya işaret etti. “polonya’ya saldırı planlarımız hazır. doğu cephesinden endişelenmemize gerek yok.”
pakt imzalandıktan bir hafta sonra, 1 eylül 1939’da alman orduları polonya sınırını geçti. ikinci dünya savaşı başlamıştı. stalin paktın kendisine zaman kazandırdığını düşünüyordu. hitler ise doğuda geçici bir barış sağlayıp batıya odaklanabilecekti.
kremlin’in kalın duvarları ardında yapılan pazarlıklar, milyonlarca insanın kaderini belirlemişti. iki diktatör, dünyayı kana bulayacak bir savaşın fitilini ateşlemişlerdi. stalin ve hitler, birbirlerini kandırdıklarını düşünüyorlardı.
1940 yazı paris’te nazi bayrakları dalgalanıyordu. batı cephesindeki zafer hitler’i sarhoş etmişti. reich şansölyeliğinde generalleriyle toplantı halindeydi. masada fransa’nın düşüşünü gösteren haritalar vardı.
“batı avrupa’da rakibimiz kalmadı” dedi hitler, haritaya eğilmiş generallerine. “ingiltere direnmeye devam ediyor ama uzun sürmez. şimdi sıra asıl hedefimizde.”
generallerden wilhelm keitel (okw (oberkommando der wehrmacht)) öne eğildi. “führerim, ingiltere’yi dize getirmeden doğuya yönelmek riskli olmaz mı?”
hitler masaya yumruğunu vurdu. “ingiltere’nin direnci kırılacak. churchill’in inadı uzun sürmez. asıl düşmanımız doğuda. lebensraum orada.”
lebensraum yani yaşam alanı. nazi ideolojisinin temel taşlarından biriydi. hitler’e göre alman ırkı, doğuda yeni topraklar kazanmalı, slav halklarını ya köleleştirmeli ya da yok etmeliydi. führer’in gözünde sovyet toprakları, alman halkının geleceği için gereken verimli araziler, madenler ve kaynaklarla doluydu. mein kampf’ta yazdığı gibi, alman ulusu “yaşam alanını” doğuda aramalıydı. basit bir toprak fethi değildi bu, ırka dayalı bir yok etme savaşı olacaktı.
wehrmacht’ın üst düzey komutanları bakıştılar. hitler’in sovyetler’e karşı uzun zamandır planladığı savaş yaklaşıyordu. genelkurmay başkanı franz halder söz aldı. “ilk hesaplamalarımıza göre sovyetler’i 6-8 hafta içinde yenebiliriz.”
halder’in soğukkanlı analizi, karakterinin özünü yansıtıyordu. prusya askeri geleneğinin temsilcisi olan halder, titiz planlaması ve stratejik öngörüleriyle tanınıyordu. kara kuvvetleri genelkurmay başkanı olarak, askeri operasyonların inceliklerini iyi biliyordu. günlük tutma alışkanlığı, savaşın kritik kararlarını kayıt altına almasını sağlayacak ama notları sonradan nazi liderlerinin yargılanmasında önemli kanıtlar olarak kullanılacaktı.
“rus steplerinin genişliği, lojistik hatlarımızı zorlayacak” dedi halder, haritayı işaret ederek. “ikmal zincirlerimiz uzadıkça zayıflayacak.”
hitler’in masasında otururken, düşünceli gözlerle haritaya bakıyordu. barbarossa planının detaylarını inceledikçe, içindeki kaygı büyüyordu. napolyon’un rusya seferini iyi bilen general, tarihin tekerrür etmesinden korkuyordu. führer’in gözlerindeki fanatik parıltı karşısında, profesyonel bir asker olarak soğuk stratejik hesapların peşindeydi.
londra’da churchill, istihbarat raporlarını inceliyordu. nazi almanyası’nın doğuya yöneleceğini seziyordu. kabine toplantısında masaya vurdu. “hitler’in gözü sovyetler’de. eğer rusya düşerse, avrupa tamamen nazi kontrolüne girecek.”
eylül ayında wehrmacht içinde, kuzeyde leningrad, merkezde moskova ve güneyde ukrayna kafkasya eksenli bir harekatın mümkün olup olmadığı değerlendiriliyordu ama bu bir taslaktan öteye geçmemişti.
ingiliz istihbaratı bu fikirleri fark etmişti. churchill kabinesine döndü. “hitler’in en büyük hatası bu olacak. napolyon’un kaderini paylaşacak.”
doğu operasyonu için wehrmacht genelkurmayı detayları hazırlamaya başladı. lojistik planlamalar, ikmal hatları, hava desteği hesaplanıyordu.
churchill, çalışma odasında pencereden dışarı bakarken, sovyetler’i uyarma meselesini düşünüyordu. stalin’in ingilizlere karşı derin güvensizliğinin nedenleri karmaşıktı. 1917 devrimi sonrası ingilizler, beyaz ordu’yu destekleyerek bolşeviklere karşı savaşmıştı. münih anlaşmasında ingiltere, sovyetler’i dışlayarak hitler’le uzlaşmaya çalışmıştı. stalin, ingilizlerin kendisini hitler’le savaşa sokmak istediğinden şüpheleniyordu.
ingiliz dışişleri bakanı anthony eden’e dönen churchill iç çekti. “stalin bizim uyarılarımıza inanmayacak. bizi hitler’le aralarını bozmaya çalışmakla suçlayacak. hitler’in kendisini kandırdığını çok geç anlayacak. paranoyası ve ingiliz düşmanlığı, felakete sürüklüyor.”
eden başını sallayarak onayladı. “sovyetler’in istihbarat raporları da hitler’in hazırlıklarını gösteriyor olmalı. ama stalin, kendi istihbaratına bile inanmak istemiyor. molotov-ribbentrop paktının güvenliğine körü körüne inanmış durumda.”
moskova’da stalin, hitler’in niyetlerinden habersiz görünüyordu. molotov’a güvence veriyordu. “hitler bizimle savaşı göze alamaz. batıda işi bitmeden doğuya dönemez.”
barbarossa planları şekillenmeye devam ediyordu. hitler sabırsızlanıyordu. generallerine döndü. “ilkbaharda harekete geçeceğiz. bolşevik canavarını yok edeceğiz.” hitler’in kibri ve ideolojik takıntıları, tarihi bir felakete sürüklüyordu. nasıl olmasındı ki? avusturya’yı tek kurşun atmadan almış, çekoslovakya’yı masa başında parçalamış, polonya’yı beş haftada dize getirmiş, norveç ve danimarka’yı şimşek hızıyla işgal etmiş, fransa gibi avrupa’nın en güçlü ordularından birini altı haftada teslim almıştı. wehrmacht’ın zırhlı birlikleri avrupa’yı bir baştan diğerine geçmiş, alman savaş makinesi durdurulamaz görünmüştü.
“barbarossa başarısız olabilir mi?” sorusu hitler’in aklına bile gelmiyordu. paris’in düşüşünden sonra kendini yenilmez görüyordu. generallerinin bazı çekinceleri vardı ama onlar da führer’in zafer sarhoşluğuna kapılmıştı. alman ordusunun modern teçhizatı, üstün taktikleri ve savaş tecrübesi karşısında kızıl ordu’nun şansı olamazdı. sovyetler, finlandiya ile savaşta bile zorlanmıştı. wehrmacht’ın darbesine nasıl dayanabilirdi? hitler bunların hepsini düşünmüş, zaferden emin olmuştu ama bunun farkında değildi. zafer sarhoşluğu içinde, sovyetler’i kolayca yenebileceğine inanıyordu.
1940 sonları berlin’de kasvetli başlamıştı. wehrmacht genel karargahı’nda ışıklar gece geç saatlere kadar yanıyordu. operasyon planlaması yapan generaller, sovyetler birliği’nin dev haritaları üzerine eğilmişti.
hitler, mareşal walther von brauchitsch’e planların son halini sordu. “kaç tümen hazırlayabiliyoruz?”
“führerim, doğu cephesi için 150 tümen ayırabildik. üç ana ordu grubu oluşturuyoruz. kuzey, merkez ve güney. leningrad, moskova ve kiev hedeflerimiz olacak.”
general franz halder söze karıştı. “lojistik hesaplamalarımız tamamlandı. demiryolları ve ikmal hatları planlandı. zırhlı birliklerimiz yıldırım savaşı taktiğini uygulayabilecek.”
hitler masadaki raporları inceledi. gözleri parlıyordu. “operasyon ne kadar sürecek?”
“tahminlerimize göre 6-8 hafta içinde moskova’ya ulaşabiliriz. kızıl ordu’yu sınırda karşılayıp imha edeceğiz. sovyet cephesi çökecek.”
ama alman genelkurmayında bazı endişeler vardı. zırhlı birliklerin deneyimli komutanı general heinz guderian mesafeyi vurguladı. “moskova’ya kadar 1000 kilometreden fazla yol var. ikmal hatlarımız çok uzayacak.”
hitler sabırsızlandı. “ikmal sorunları önemli olmayacak. sovyetler ilk darbede çökecek.”
generaller arasında fısıltılar dolaşıyordu. napolyon’un rusya seferi hatırlanıyordu. general erich von manstein, hitler’e itiraz etmeyi göze aldı. “führerim, rus kışı faktörünü göz önüne almalıyız.”
hitler öfkelendi. “napolyon’la karşılaştırmayı kesin! modern ordumuzu 19. yüzyıl ordusuyla kıyaslamayın. motorize birliklerimiz, hava gücümüz var.”
wehrmacht’ın lojistik şefi general eduard wagner rapor sundu. “yakıt ve yedek parça stoklarımızı üç aylık operasyon için hazırlıyoruz. ama rus demiryolu sistemi farklı ray genişliğinde. bu sorun yaratabilir.”
hitler masaya yumruğunu vurdu. “teknik detaylarla beni sıkmayın! stalin’in ordusu kağıttan kaplan. ilk darbede yıkılacak dedim.”
ribbentrop, diplomatik cepheden bilgi verdi. “sovyetler bizden şüphelenmeye başladı. molotov geçen ay berlin’e geldiğinde sorular soruyordu. yığınak yaptığımızı fark ettiler.”
hitler gülümsedi. “bırakın şüphelensinler. hazırlıklarımızı gizleyemeyiz. ama saldırı zamanını tahmin edemeyecekler.”
akşam saatlerinde hitler, özel çalışma odasında hava kuvvetleri komutanı hermann göring ile görüşüyordu. luftwaffe’nin hazırlıkları masaya yatırıldı.
“hava üstünlüğü bizde olacak” dedi göring kendinden emin bir tavırla. “sovyet hava kuvvetlerini ilk dalgada yerde imha edeceğiz. kızıl ordu’nun tank birlikleri, havadan gelecek darbelerle felç olacak.”
hitler başını salladı. “polonya’da, fransa’da yaptığımız gibi. yıldırım savaşının anahtarı havadan gelecek ilk vuruş.”
planlar detaylandıkça, operasyonun karmaşıklığı ortaya çıkıyordu. üç milyon asker, binlerce tank ve uçak, yüz binlerce araç. tarihin gördüğü en büyük kara harekatı olacaktı.
wehrmacht komutanları arasında stratejik önceliklere dair tartışmalar sürüyordu. halder, moskova’ya doğrudan ilerlemeyi savunurken, general von bock ukrayna’nın zengin kaynaklarını ele geçirmenin öncelikli olması gerektiğini düşünüyordu.
“sovyet rejiminin kalbi moskova’da” diyordu halder. “başkent düşerse, sistem çökecektir.”
von bock karşı çıktı. “ukrayna’nın petrol ve tahıl kaynakları olmadan uzun süreli bir savaşı sürdüremeyiz. önce güneye yönelmeliyiz.”
berlin’deki ingiliz istihbarat ajanları, hazırlıkların farkındaydı. londra’ya şifreli mesajlar gidiyordu. “nazi ordusu doğuya hazırlanıyor. büyük bir saldırı planlanıyor.”
churchill raporları okurken iç çekti. stalin’i uyarmanın bir yolunu bulmalıydı. ama sovyet lideri ingiliz istihbaratına güvenmiyordu. hitler’in kendisini kandırdığını çok geç anlayacaktı.
sabırsızlanan hitler, doğuya saldırı planlarının hızlandırılmasını emretti. wehrmacht, sovyetler’e yönelik bir harekât için hazırlıklara başladı. ilk taslaklarda saldırının mayıs 1941de başlaması öngörülüyordu.
1940 yılının son aylarında londra, nazi almanyası’nın doğuya yönelik hazırlıklarını endişeyle izliyordu. churchill’in çalışma odasında, ingiliz istihbarat servisi mi6’in başkanı stewart menzies rapor sunuyordu.
“almanya’nın doğu sınırında büyük bir yığınak tespit ettik. tank birlikleri, piyade tümenleri, hava üsleri. tüm işaretler sovyetler’e yönelik bir saldırı hazırlığını gösteriyor.”
churchill pencerenin önünde durmuş, elindeki puroyu tüttürüyordu. “hitler’in asıl hedefi hep sovyetlerdi. şimdi hamle zamanının geldiğini düşünüyor.”
ingiliz genelkurmay başkanı sir john dill stratejik değerlendirmesini paylaştı. “eğer almanya sovyetler’i yenerse, tüm avrupa kaynaklarını ele geçirecek. petrol, demir, tahıl. bizi açlığa mahkum edebilir.”
“rusya düşerse biz yalnız kalırız” dedi churchill. “amerika hala savaşa girmeyi reddediyor. hitler’i durdurmak için son şansımız sovyetler’in direncini uzatmak.”
roosevelt’in elleri amerikan kamuoyunun izolasyonist tutumu nedeniyle bağlıydı. birinci dünya savaşı’nın travması, 1929 büyük buhranının yarattığı ekonomik zorluklar ve avrupa’nın sorunlarına karışmama isteği, amerikan halkını savaştan uzak tutuyordu. kongre’de güçlü bir izolasyonist blok vardı.
churchill, roosevelt’e gönderdiği şifreli mesajda durumu açıkça ortaya koydu. “başkanım, nazi tehdidi tüm dünyayı tehdit ediyor. ingiltere direniyor ama yalnız başımıza ne kadar dayanabiliriz?”
roosevelt cevabında anlayışlı ama temkinliydi. “elimden geleni yapıyorum winston ama kongre’yi ve kamuoyunu ikna etmem gerek. şimdilik size ödünç verme ve kiralama yasası ile yardım edebiliriz.”
churchill iç çekti. amerikan yardımı önemliydi ama yeterli değildi. silah, mühimmat ve mali destek geliyordu ama amerika’nın askeri gücü olmadan hitler’i durdurmak imkansız görünüyordu.
dışişleri bakanı anthony eden araya girdi. “peki ya stalin? onu uyarmalıyız.”
“stalin paranoyak” dedi churchill. “bizim uyarılarımızı ingiliz propagandası olarak görecek. ama yine de denemek zorundayız.”
ingiliz kabinesi bir strateji oluşturmaya çalışıyordu. sovyetler’in düşmesi, savaşın kaderini değiştirebilirdi. churchill masa başında toplanan kabinesine döndü. “hitler’i oyalamalıyız. balkanlar’da sorun çıkarmalıyız.”
churchill, 1930larda nazi tehlikesini gören az sayıdaki ingiliz politikacıdan biriydi. münih anlaşmasına karşı çıkmış, hitler’e taviz vermenin savaşı önlemeyeceğini söylemişti. şimdi başbakan olarak, uzak görüşlülüğü bir kez daha ortaya çıkıyordu. stratejik dehası, karmaşık uluslararası ilişkileri satranç tahtası gibi okuyabilmesinde yatıyordu. balkanlar’daki krizin hitler’in planlarını nasıl etkileyebileceğini görebiliyordu.
inatçı karakteri, ingiltere’nin yalnız kaldığı dönemde bile teslim olmayı reddetmesini sağlamıştı. şimdi aynı inatla, hitler’i durdurmak için yeni müttefikler arıyor, fırsatlar kolluyordu. tarihi iyi bilen bir lider olarak, napolyon’un rusya seferinden dersler çıkarıyor, hitler’in aynı kaderi paylaşmasını umuyordu. kabinesindeki bazı üyeler risk almaktan çekinirken, o cesur hamleler yapmaktan kaçınmıyordu.
mi6 başkanı menzies, balkanlar’daki durumu özetledi. “yugoslavya kritik bir nokta. alman ordusu doğuya yönelmeden önce güney kanadını güvence altına almak isteyecek.”
churchill’in gözleri parladı. “işte burada bir fırsat var. yugoslavya’da alman karşıtı subaylarla temas kurmalıyız. hitler’in planlarını geciktirebiliriz.”
ingiliz genelkurmayından general sir john dill itiraz etti. “balkanlar’da bir kriz çıkarmak riskli olmaz mı? hitler tüm bölgeyi işgal edebilir.”
“risk almak zorundayız” dedi churchill. “her hafta, her gün önemli. sovyetler ne kadar hazırlık yaparsa, direnci o kadar uzun sürer.”
londra’daki sovyet büyükelçisi ıvan maisky ile görüşen eden, dikkatli mesajlar vermeye çalışıyordu. “almanya’nın niyetleri konusunda endişeliyiz. doğu avrupa’da büyük bir askeri yığınak var.”
maisky soğuk bir tavırla yanıt verdi. “sovyetler birliği, almanya ile olan anlaşmasına güveniyor. ingiliz propagandasına ihtiyacımız yok.”
churchill akşam saatlerinde özel sekreterine döndü. “stalin kendini kandırıyor. hitler’in lebensraum hayalini gerçekleştirmek için fırsat kolladığını göremiyor.”
ingiliz istihbaratı, barbarossa planının detaylarını öğrenmeye çalışıyordu. berlin’deki ajanlar risk alıyor, wehrmacht karargahına sızmaya çalışıyordu. her bilgi parçası londra’ya ulaştırılıyordu.
mi6’in berlin’den gelen son raporu endişe vericiydi. hitler, ilkbaharda harekete geçmeyi planlıyordu. zaman daralıyordu. churchill, hitler’i balkanlar’da oyalamak için harekete geçmeliydi. yugoslavya’daki alman karşıtı subaylarla temas kurulacak, darbe planları yapılacaktı.
churchill, kabinesinin son toplantısında kesin kararını açıkladı. “hitler’i balkanlar’da meşgul etmeliyiz. barbarossa’yı ne kadar geciktirirsek, o kadar iyi. rus kışı yaklaşırken saldırıya kalkarsa, napolyon’un kaderini paylaşabilir.”
18 aralık 1940 berlin’de kar yağıyordu. şansölyelikte hitler, barbarossa’nın son detaylarını gözden geçiriyordu. masasında yayılmış haritalar, raporlar ve planlar vardı.
alfred jodl, hitler’in operasyon planını onaylayan direktifi getirdi. “führerim, barbarossa direktifini imzalamanız gerekiyor.”
operasyona verilen isim tesadüf değildi. barbarossa, yani kızıl sakal, 12. yüzyılda yaşamış kutsal roma-germen imparatoru 1. friedrich’in lakabıydı. doğu seferlerine çıkmış, imparatorluğun sınırlarını genişletmiş efsanevi bir hükümdardı. hitler, kendisini bu tarihi figürle özdeşleştiriyordu. alman milletinin doğuya doğru “tarihi yürüyüşünü” tekrar başlatacak kişi olarak görüyordu kendini. barbarossa adı, nazi propagandasının da işine geliyordu. operasyon, alman halkına tarihi bir misyon, kutsal bir sefer olarak sunulacaktı.
hitler kalemi eline aldığında, odadaki generaller nefeslerini tuttular. reich şansölyeliğin beton duvarları arasında çıt çıkmıyordu. masanın üzerindeki barbarossa direktifi, tarihin en ölümcül emirlerinden birini taşıyan sıradan bir kağıt parçası gibi duruyordu. avusturyalı onbaşıdan dünyanın en güçlü ordularından birinin komutanı olan adam, bir an duraksadı. gözleri direktifin üzerindeki satırlarda gezindi.
masa lambasının sarı ışığı altında hitler’in yüzündeki ifade değişti. gözlerinde fanatik bir parıltı belirdi. dudaklarının kenarında ince, acımasız bir gülümseme oluştu. sanki o anda, moskova’nın alevler içinde yanan siluetini görüyor gibiydi. doğudaki steplerden berlin’e akan petrol ve tahıl konvoylarını, wehrmacht’ın zafer geçidini hayal ediyordu.
kalemin mürekkebinden yayılan keskin koku, odanın havasına karıştı. hitler, imzasını atmadan önce doğruldu. generallerine baktı. sesi alçak ama keskindi
“bin yıllık alman rüyası bugün gerçek oluyor.”
kalem kağıdın üzerinde dans etti. adolf hitler imzası, kaderlerini bilmeyen milyonlarca insanın ölüm fermanını mühürledi. imza kurumadan, reich şansölyeliğinin loş koridorlarında çizmelerin sesi yankılandı. haberci subaylar koşuşturdu. telgraf odalarında makineler tıkırdamaya başladı. wehrmacht’ın dev çarkları dönmeye başlamıştı.
hitler imzalı kağıdı keitel’e uzattı. masanın üzerindeki haritaya döndü. parmağı moskova’nın üzerinde durdu. gözlerinde vahşi bir zafer ışıltısı vardı.
1941 mart ayı geldiğinde franz halder, operasyonun ana hatlarını sunuyordu. “üç ordu grubu hazır durumda. kuzey ordusu leningrad’a ilerleyecek. merkez ordusu moskova’yı hedef alacak. güney ordusu ukrayna ve kafkasya’ya yönelecek.”
general heinz guderian zırhlı birliklerin durumunu raporladı. “panzer tümenlerimiz tam kapasitede. yeni mark iii ve mark iv tanklarımız üstün ateş gücüne sahip. sovyet t-34’lerinden sayıca üstünüz.”
hitler başını salladı. “peki ya hava desteği?”
hermann göring öne çıktı. “luftwaffe ilk dalgada sovyet hava üslerini vuracak. 2800 uçakla saldıracağız. kızıl ordu’nun hava gücünü yerde imha edeceğiz.”
ancak endişe verici raporlar gelmeye devam ediyordu. wehrmacht lojistik şefi eduard wagner, ikmal sorunlarına dikkat çekti. “rus demiryolları farklı ray genişliğinde. ikmal hatlarımız uzadıkça zorluklar yaşayabiliriz.”
hitler sabırsızlandı. “teknik detaylarla vakit kaybetmeyin. ilk darbede sovyet ordusu çökecek. moskova’ya ulaştığımızda lojistik sorunlar önemsiz kalacak.”
general von brauchitsch operasyonun zamanlaması konusunda endişelerini dile getirdi. “führerim, rus çamur mevsimi mart sonunda başlayacak. tankların ilerlemesi zorlaşacak.”
“15 mayıs’ta başlayacağız” dedi hitler kesin bir tonla. “çamur kuruduğunda, toprak tanklarımız için ideal olacak. kızıl ordu’yu yaz bitmeden yok edeceğiz.”
von brauchitsch devam etti. “yaz çok kısa sürebilir. erken bir sonbahar bizi hazırlıksız yakalayabilir.”
hitler masadaki meteoroloji raporlarını kenara itti. “moskova’ya vardığımızda mevsimin önemi kalmayacak. wehrmacht, rus kışından önce zafere ulaşacak.”
operasyon tarihi yaklaştıkça, nazi liderliği zafer hayalleri görüyordu. moskova’nın düşüşü, sovyet petrollerinin ele geçirilmesi, lebensraum’un gerçekleşmesi. kimse başarısızlığı düşünmüyordu.
wilhelm keitel son durumu özetledi. “üç milyon asker, 3600 tank, 2800 uçak… kara harekatı için hazırız.”
hitler haritaya eğildi. “barbarossa başladığında dünya şaşkınlıktan donup kalacak. kimse böyle bir saldırıyı beklemeyecek.”
o sırada ingiliz istihbaratı alarma geçmişti. berlin’deki ajanlar barbarossa’nın kesinleştiğini bildiriyordu. churchill’in balkanlar’da bir kriz çıkarma planı son şanstı.
reich şansölyeliğinde son hazırlıklar yapılırken, doğuda sovyet topraklarında kar yağmaya devam ediyordu. ilkbaharda bu karlar eriyecek, nazi orduları harekete geçecekti. tarihin en kanlı savaşı başlamak üzereydi.
wilhelm keitel, bunun sadece askeri bir harekat olmadığını vurguladı. “iki dünya görüşünün, iki sistemin nihai savaşı olacak.”
hitler, keitel’in sözlerini onayladı. “ya biz kazanacağız ya onlar. uzlaşma yok. ideolojiler savaşında galip gelen hayatta kalacak.”
son toplantılar yapılırken, hitler’in masasına beklenmedik bir rapor geldi. yugoslavya’da huzursuzluk vardı. ingiliz ajanları bölgede aktifti. balkanlar’da bir kriz patlak verebilirdi.
hitler raporu okudu, yüzü gerildi. barbarossa’nın başarısı için güney kanadının güvende olması gerekiyordu. yugoslavya’daki gelişmeler planları tehlikeye atabilirdi.
ingiliz istihbaratı amacına ulaşmıştı. hitler şimdi zor bir kararla karşı karşıyaydı. barbarossa’ya odaklanmak mı, yoksa önce balkanlar’daki tehdidi ortadan kaldırmak mı?
aynı zamanlarda belgrad, diplomatik savaşın merkezi haline gelmişti. prens paul’un naiplik ettiği yugoslav hükümeti, hitler’in artan baskılarıyla karşı karşıyaydı. bir yanda nazi almanyası’nın tehditleri, diğer yanda ingiliz diplomasisinin çabaları arasında sıkışmış durumdaydı.
ribbentrop, berlin’den sert mesajlar gönderiyordu. “yugoslavya tarafını seçmeli. ya bizimle olacak ya da sonuçlarına katlanacak.”
hitler, berghof’taki karargahında balkan stratejisini çiziyordu. yugoslavya’nın coğrafi konumu barbarossa için kritikti. romanya petrol sahalarını ve yunanistan’a giden ikmal yollarını koruyacak bir tampon bölge olarak görüyordu.
“prens paul mantıklı davranacaktır” dedi hitler generallerine. “çekoslovakya’nın kaderini hatırlıyor olmalı. direnmek yerine işbirliğini seçecektir.”
ingiliz büyükelçiliğinde ise farklı planlar yapılıyordu. churchill’in talimatıyla belgrad’daki ingiliz diplomatlar, yugoslav siyasetinin kilit isimleriyle temas kuruyordu. özellikle ordudaki alman karşıtı subaylarla gizli görüşmeler yürütülüyordu.
prens paul zor durumdaydı. ülkesinin nazi işgalinden korunmasını istiyordu. mart ortasında berchtesgaden’e giderek hitler’le görüştü. führer hem tehdit hem de vaatlerle doluydu. “üçlü pakt’a katılın, toprak bütünlüğünüzü garanti edelim. reddedin, sonuçlarına katlanın.”
yugoslav kabinesi bölünmüştü. bazı bakanlar almanya’ya boyun eğmeyi önerirken, bazıları direnmeyi savunuyordu. prens paul, ülkesini savaştan korumak için hitler’in teklifini kabul etmeye eğilimliydi.
churchill, belgrad’daki büyükelçisine kesin talimat verdi. “hitler’in planlarını bozmalıyız. yugoslav ordusundaki alman karşıtı unsurları destekleyin.”
25 mart 1941’de yugoslavya, üçlü pakt’a katılma anlaşmasını imzaladı. viyana’daki imza töreninde ribbentrop zafer sarhoşuydu. hitler, yugoslavya’yı sistemine entegre ettiğini düşünüyordu.
berlin’de zafer havası eserken, belgrad sokaklarında öfke vardı. halk üçlü pakt’a katılmayı ihanet olarak görüyordu. kilise, aydınlar ve ordu içindeki milliyetçi kesimler tepkiliydi.
ingiliz istihbaratı bu öfkeyi körüklüyordu. mi6 ajanları, yugoslav ordusundaki muhalif subaylarla gizli toplantılar düzenliyordu. darbe planları olgunlaşıyordu.
hitler, yugoslavya meselesini çözdüğünü düşünüyordu. generallerine güvenle konuşuyordu. “artık tüm dikkatimizi barbarossa’ya verebiliriz. balkanlar güvende.”
fakat hitler büyük bir yanılgı içindeydi. belgrad’ın karanlık sokaklarında, subaylar gizlice toplanıyor, darbeyi planlıyordu. churchill’in stratejisi meyvesini vermek üzereydi.
27 mart 1941 sabahının erken saatlerinde belgrad’da tanklar sokaklara çıktı. alman karşıtı subaylar harekete geçmişti. radyo istasyonu ele geçirildi, stratejik noktalara birlikler yerleştirildi.
darbenin lideri general dusan simovic, genç kral peter’i tahta çıkardı. 17 yaşındaki kral, babasının vasiyetini yerine getiriyordu. prens paul ve üçlü pakt yanlısı hükümet üyeleri tutuklandı.
ingiliz büyükelçiliğinden londra’ya acil mesaj gitti. “darbe başarılı. alman yanlısı rejim devrildi. yeni yönetim ingiltere’ye yakın.”
berlin’e haber ulaştığında hitler şok olmuştu. şansölyelikte masayı yumrukladı. “bu bir ingiliz komplosu!”
general franz halder, stratejik durumu değerlendirdi. “yugoslavya artık düşman toprağı. barbarossa için güney kanadımız tehlikede.”
hitler öfkeden deliye dönmüştü. reich şansölyeliğinin koridorlarında çınlayan bağırışları tüm karargahı sessizliğe boğmuştu. yıllardır planladığı, rüyalarında gördüğü, her detayını düşündüğü barbarossa operasyonu şimdi bir balkan ülkesinin ihaneti yüzünden tehlikeye girmişti. masa başında duran su bardağını duvara fırlattı. jodl ve keitel, odanın köşesinde nefeslerini tutmuş bekliyordu. führerlerini hiç bu kadar öfkeli görmemişlerdi. hitler’in vereceği karar sadece barbarossa’nın kaderini değil, belki de tüm savaşın gidişatını değiştirecekti.
aynı saatlerde londra’da churchill, çalışma odasında pencerenin önünde durmuş, elindeki purodan derin bir nefes çekiyordu. yüzünde zafer dolu bir gülümseme vardı. aylardır planladığı satranç hamlesi başarıya ulaşmıştı. belgrad’daki darbe, hitler’in kusursuz zaman planlamasını altüst etmişti. şimdi nazi lideri iki ateş arasında kalacaktı. ya balkanlar’da oyalanacak ve değerli haftalarını kaybedecek ya da arkasında düşman bırakarak sovyetler’e saldıracaktı. her geciken hafta, her kaybedilen gün, sovyetler’e hazırlanması için zaman kazandırıyordu. churchill pencerenin dışında batan güneşe baktı. hitler’in en büyük korkusu gerçekleşiyordu. zaman artık onun aleyhine işlemeye başlamıştı.
belgrad sokaklarında halk sevinç gösterileri yapıyordu. üçlü pakta katılma kararı iptal edilmişti. yugoslavya bağımsızlığını ilan ediyordu. ancak bu sevincin bedeli ağır olacaktı.
hitler artık karar vermek zorundaydı. ya barbarossa’yı planlanan tarihte başlatıp güney kanadını riske atacak ya da önce yugoslavya sorununu çözecekti.
28 mart 1941 sabahı, şansölyeliğin savaş odasında nazi almanyası’nın en üst düzey komutanları toplanmıştı. masanın üzerinde iki farklı harekat planı duruyordu. birincisi, barbarossa’nın orijinal planıydı. ikincisi ise yugoslavya’ya yönelik yeni bir saldırı planının taslağıydı.
hitler, saatlerdir odada volta atıyordu. alnında ter damlaları birikmişti. wilhelm keitel, durumun stratejik analizini sundu. “führerim, yugoslavya şu anda en büyük tehdit. yunanistan’daki ingiliz kuvvetleriyle birleşebilir. romanya petrol sahalarımızı tehdit edebilir. italya’nın yunanistan’daki durumu da kritik.”
franz halder haritada barbarossa’nın güney kanadını işaret etti. “yugoslavya düşman olarak kalırsa, tüm güney cephemiz risk altında. sovyetler’e saldırdığımızda arkamızı kollamamız gerekecek.”
göring, hava kuvvetleri’nin durumunu aktardı. “luftwaffe iki büyük operasyonu aynı anda yürütemez. ya balkanlar’ı temizleyeceğiz ya da sovyet hava üslerini vuracağız.”
alfred jodl, zaman faktörünü vurguladı. “yugoslavya operasyonu en az altı hafta sürer. bu da barbarossa’yı haziran sonuna erteler. rus kışına yakalanma riskimiz artıyor.”
hitler masaya yaklaştı. parmakları haritanın üzerinde gezindi. moskova’ya olan mesafeyi ölçtü. barbarossa’nın kusursuz planı zihninde canlandı. üç yıldır bu anı bekliyordu. sovyetler’i yok etmek, lebensraum’u gerçekleştirmek… şimdi tüm bu hayaller bir balkan ülkesinin ihaneti yüzünden tehlikeye giriyordu.
“ya yugoslavya’yı görmezden gelip barbarossa’ya devam edersek?” diye sordu hitler, generallerine.
von brauchitsch cevapladı. “führerim, bu intihar olur. yugoslavya ve yunanistan’daki ingiliz kuvvetleri birleşirse, tüm güney kanadımız çöker.”
heinz guderian, zırhlı birliklerin komutanı, lojistik açıdan değerlendirdi. “ikmal hatlarımız savunmasız kalır. sovyetler’e ilerlerken arkamızda düşman bırakamayız.”
hitler’in zihninde farklı senaryolar çarpışıyordu. barbarossa’yı ertelemek, belki de tüm savaşın kaderini değiştirecekti. her haftalık gecikme sovyetler’e hazırlanma fırsatı veriyordu. stalin şüphelenmeye başlayabilirdi.
ama yugoslavya’yı cezalandırmadan bırakmak da düşünülemezdi. hitler için bu hem stratejik hem de prestij meselesiydi. küçük bir balkan ülkesinin nazi almanyası’na meydan okumasına izin verilemezdi.
keitel son kez görüşünü belirtti. “führerim, önce balkanlar’ı temizlemeliyiz. barbarossa’yı ertelemek zorundayız.”
odada ağır bir sessizlik vardı. hitler pencereden dışarı baktı. berlin’in üzerinde gri bulutlar vardı. tarihi karar anı gelmişti. iki kötü seçenek arasında tercih yapması gerekiyordu.
hitler, karargahın penceresinden berlin’in üzerine çöken gri bulutlara bakarken, alman genelkurmayı’nın sunduğu askeri gerçekler zihninde netleşiyordu. barbarossa’nın başarısı için gereken her şey hesaplanmış, en ince ayrıntısına kadar planlanmıştı. fakat şimdi tüm bu hazırlıklar, beklenmedik bir tehdit yüzünden sorgulanıyordu. romanya petrollerinin güvenliği, güney cephesinin korunması, ikmal hatlarının devamlılığı… yugoslavya sorunu çözülmeden doğuya yönelmek, askeri mantığa aykırıydı.
hitler ağır adımlarla masanın başına geçti. reich şansölyeliğinin savaş odasında zaman durmuş gibiydi. keitel’in alnından ter damlıyordu. jodl, elindeki kağıtların titrediğini fark etti. göring, her zamanki kendinden emin tavrını kaybetmiş, gözlerini hitler’e dikmişti. von brauchitsch nefesini tutmuş, führer’in dudaklarından çıkacak kelimeleri bekliyordu. odadaki tek ses, duvardaki büyük saatin tik taklarıydı.
bu an, tarihin akışını değiştirecek anlardan biriydi. reich’ın kalın duvarları ardında, milyonlarca insanın kaderi belirlenecekti. masada duran iki plan arasındaki tercih, sadece barbarossa’nın değil, belki de tüm ikinci dünya savaşı’nın gidişatını değiştirecekti. hitler’in vereceği karar, moskova’dan londra’ya, berlin’den belgrad’a uzanan bir coğrafyada yankılanacaktı.
“önce yugoslavya’yı cezalandıracağız” dedi hitler sonunda. “belgrad’ı yerle bir edeceğiz. kimse nazi almanyası’na ihanet edemez.”
barbarossa bekleyecekti. churchill, londra’daki karargahında belki de savaşın en önemli stratejik zaferini kazandığının farkındaydı. bir balkan ülkesindeki darbe, nazi almanyası’nın dev savaş makinesini rayından çıkarmıştı. hitler, verdiği kararın sonuçlarını kestiremiyordu. mayıs ayında başlaması gereken doğu seferi şimdi haziran sonuna kalacaktı. altı haftalık gecikme, rus steplerinde donacak alman askerlerinin, moskova önlerinde duracak tankların, stalin’in kazanacağı değerli zamanın ve belki de tüm bir savaşın kaderinin habercisiydi. hitler, prestij uğruna stratejik bir kumar oynamıştı. reich’ın loş ışıkları altında verilen karar nazi imparatorluğu’nun sonunun başlangıcı olacaktı.
o gün, o karanlık odada alınan karar bugün içinde yaşadığımız dünyanın da kaderini belirlemişti. hitler’in yugoslav darbesine verdiği tepki, avrupa’nın siyasi haritasını yeniden çizecek, güç dengelerini değiştirecek, yeni ittifakların ve düşmanlıkların temelini atacaktı. soğuk savaş’ın başlangıcından nato’nun kuruluşuna, avrupa birliği’nin doğuşundan balkanlar’daki modern sınırlara kadar, bugün yaşadığımız dünyanın temel taşları o gün, o kararda gizliydi. reich şansölyeliğinin duvarları arasında verilen bir karar, seksen yıl sonra bile bugün hayatlarımızı ve dünya siyasetini şekillendirmeye devam ediyor.
