İnternet, 1990’ların sonlarında özgür bilgi paylaşımının merkezi konumundaydı. O dönemlerde, Web 1.0 olarak adlandırdığımız yapıda, siteler statik içeriklerden oluşuyordu. İnsanlar GeoCities üzerinden kişisel sayfalar oluşturuyor, IRC kanallarında sohbet ediyor, ICQ ile mesajlaşıyor, Usenet gruplarında tartışıyordu. Para kazanma kaygısından uzak bir ortamda, bilgi paylaşımı ön plandaydı.
Arama motorları dünyasında AltaVista’nın hüküm sürdüğü dönemde, algoritmaların temel amacı, kullanıcıların aradığı bilgiye ulaşmasını sağlamaktı. Örneğin, “Picasso’nun mavi dönemi” araması yapıldığında, karşınıza çıkan sonuçlar doğrudan konuyla ilgili akademik makaleler, müze sayfaları veya sanat tarihçilerinin yazıları olurdu. Reklamlar minimal düzeydeydi; SEO (arama motoru optimizasyonu) kavramı henüz yaygınlaşmamıştı.
Google’ın 1998’de kurulmasıyla arama motoru dünyası yeni bir boyut kazandı. PageRank algoritması, web sayfalarının önemini diğer sayfalardan aldığı bağlantılara göre değerlendiriyordu. İlk yıllarda sistem oldukça etkili çalışıyordu. Kullanıcılar, aradıkları bilgiye kolayca ulaşabiliyor, kaliteli içerikler ön plana çıkıyordu.
2005-2010 arası dönem, internetin ticarileşmesinde önemli bir dönüm noktası oldu. AdSense programının yaygınlaşması, blog yazarlarının içerik üretimini gelir odaklı hale getirdi. İçerik kalitesi düşmeye başladı. “En iyi pizza restoranları” araması artık gerçek deneyimlere dayalı önerileri değil, reklam geliri için yazılmış içerikleri gösteriyordu.
Sosyal medyanın yükselişi durumu farklı bir noktaya taşıdı. Facebook, Instagram, Twitter gibi platformlar kullanıcı verilerini toplayarak hedefli reklamcılığın önünü açtı. İnternet kullanıcıları artık ürün haline gelmişti. Paylaşılan her içerik, beğeni ve yorum, algoritmaların analiz ettiği veriler olarak değerlendiriliyordu.
2010 sonrası dönemde arama motorları tamamen ticarileşti. SEO endüstrisi büyüdü. İçerik üreticileri, Google’ın algoritmasına göre yazılar yazmaya başladı. “İstanbul’da gezilecek yerler” araması yapıldığında, ilk sayfalarda karşımıza çıkan sonuçlar organik içerikler yerine sponsorlu içerikler, affiliate linkler veya reklam destekli blog yazıları oldu.
E-ticaret platformlarının yaygınlaşması, internetin her köşesini bir pazar yerine dönüştürdü. Pinterest’te ilham aramaya çalışan kullanıcılar, kendilerini alışveriş sayfalarında buldu. YouTube videoları reklamlarla bölündü. Instagram, kullanıcıların fotoğraf paylaşım platformundan çıkıp dev bir alışveriş merkezine dönüştü.
Günümüzde ChatGPT benzeri yapay zeka sistemleri, ironik biçimde internetin ilk günlerindeki saf bilgi paylaşımı ruhunu yansıtıyor. Kullanıcı “Van Gogh’un hayatı” sorduğunda, karşısına reklamsız, yönlendirmesiz, salt bilgi içeren yanıtlar çıkıyor. Fakat tarih tekerrür edecek gibi görünüyor. OpenAI’ın ChatGPT Plus abonelik sistemi, Microsoft’un Bing Chat entegrasyonu, yapay zekanın ticarileşme sürecinin başladığının işaretleri.
Yakın gelecekte, yapay zeka yanıtlarının reklam ve sponsorluk içermesi kaçınılmaz görünüyor. “Roma’da ne yapmalıyım?” sorusuna yanıt olarak belirli restoranların ve otellerin önerilmesi muhtemel. Şirketler, algoritmalarla yapay zeka sistemlerinin yanıtlarını etkilemenin yollarını arayacak.
İnternetin dönüşümü, kapitalist sistemin kaçınılmaz sonucu olarak değerlendirilebilir. İlk dönemlerde akademisyenler, araştırmacılar, meraklılar tarafından şekillenen internet, zamanla şirketlerin kontrolüne geçti. Reklam gelirleri, kullanıcı verileri, hedefli pazarlama stratejileri ön plana çıktı.
Özgür bilgi paylaşımının merkezi, dev şirketlerin hakimiyetinde dev bir alışveriş merkezine dönüştü. Kullanıcılar artık müşteri, paylaşımlar ürün, etkileşimler veri olarak görülüyor. Yapay zeka sistemleri şu an internetin altın çağını yaşıyor. Fakat tarihten ders çıkarılırsa, bu sistemlerin de zamanla ticarileşeceği ve reklam odaklı yanıtlar vereceği öngörülebilir.
