Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki temel yaşam farklılıklarını New York ve Berlin özelinde incelediğimizde, sistemlerin işleyişini daha net görebiliriz. New York’ta finans sektöründe çalışan bir uzman yıllık 200.000 dolar kazanır. Manhattan’da tek yatak odalı daire için aylık 4.000 dolar kira öder. İşe metroda 45 dakikada gider. Özel sağlık sigortası için aylık 500 dolar kesinti yapılır. Yıllık izni 10 iş günüdür ve bunu bölmek zorundadır. Çocuğu için özel kreşe aylık 2.500 dolar öder. Akşam yemeği için restoranda kişi başı 80 dolar hesap gelir.
Berlin’de benzer pozisyondaki uzman yıllık 85.000 euro kazanır. Mitte’de tek yatak odalı daire için aylık 1.200 euro kira öder. İşe bisikletle 20 dakikada ulaşır. Sağlık sigortası maaşının %7.5’i kadardır ve kapsamı geniştir. 30 iş günü izin hakkı vardır ve yaz döneminde 3 hafta kesintisiz tatil yapabilir. Devlet destekli kreş için aylık 300 euro öder. Akşam yemeği için restoranda kişi başı 30 euro hesap gelir.
New York’taki uzman haftalık 50-60 saat çalışır. Sabah 8’de başlar, akşam 7’ye kadar ofistedir. Öğle yemeğini masasında 30 dakikada yer. Mesai sonrası mail trafiği devam eder. Hafta sonları proje yetiştirmek için evden çalışması normaldir. Yıllık performans değerlendirmesinde bonus alır fakat iş güvencesi zayıftır.
Berlin’deki uzman haftalık 35 saat çalışır. 9’da başlar, 5’te çıkar. Öğle arası 1 saattir ve ofis dışında geçirir. Mesai bitiminde iş iletişimi kesilir. Hafta sonları iş yazışması yapılmaz. Yıllık zam görüşmelerinde sendika desteği alır ve iş güvencesi kanunlarla korunur.
New York’taki uzman hastalandığında özel sigortası kapsamında muayene için 50 dolar öder. İlaçların %20’si cepten ödenir. Acil servise giderse 1.000 dolar faturayla karşılaşır. Doğum için 10.000 dolar civarı ödeme yapar. İşsiz kalırsa 26 hafta boyunca işsizlik maaşı alır ve sağlık sigortası kesilir.
Berlin’deki uzman hastalandığında muayene için ek ödeme yapmaz. İlaçlar için minimum katkı payı öder. Acil servis ücretsizdir. Doğum masrafı yoktur. İşsiz kalırsa 12 ay boyunca önceki maaşının %60’ını alır ve sağlık sigortası devam eder.
New York’taki uzmanın çocuğu üniversiteye gittiğinde yıllık 50.000 dolar öğrenim ücreti öder. Öğrenci kredisi kullanırsa mezuniyet sonrası 200.000 dolar borçla hayata başlar. Berlin’deki uzmanın çocuğu üniversitede sadece dönemlik 300 euro idari ücret öder. Öğrenci kredisine ihtiyaç duymaz.
İki şehrin yaşam tarzı da farklıdır. New York’ta tüketim odaklı yaşam hakimdir. Alışveriş merkezleri ve süpermarketler büyüktür. Fast-food ve hazır yemek yaygındır. Berlin’de kültürel etkinlikler öndedir. Mahalle pazarları ve organik marketler tercih edilir. Sokak kafeleri ve parklar sosyal hayatın merkezidir.
Ulaşımda New York’ta metro sistemi 24 saat çalışır fakat bakımsızdır. Şehir içi yolculuk streslidir. Berlin’de toplu taşıma konforludur. Bisiklet yolları yaygındır. Şehir içi ulaşım rahat ve ekonomiktir.
ABD yüksek kazanç vadederken yaşam maliyetleri, çalışma saatleri ve sosyal güvence eksikliği dezavantaj yaratır. Avrupa’da gelir düzeyi düşük kalsa da yaşam kalitesi, sosyal haklar ve iş-yaşam dengesi öne çıkar. Tercih kişinin önceliklerine göre şekillenir.
Türkiye’den göç edecek kişiler için bazı önemli noktaları vurgulamak gerekir. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin adeta büyük versiyonu gibidir. Sistemin işleyişi, sosyal yapı, çalışma kültürü ve tüketim alışkanlıkları Türkiye’dekine benzer şekilde ilerler. Rekabetçi iş ortamı, uzun çalışma saatleri, yüksek yaşam maliyetleri ve sınırlı sosyal güvenceler Türkiye’den gelen kişilere yabancı gelmez. New York’ta Türkiye’den gelen bir yazılımcı, İstanbul’daki çalışma temposuna benzer bir ortamda bulur kendini, tek fark maaşının yüksek olmasıdır.
Berlin ise bambaşka bir dünya sunar. Türkiye’den gelen kişi ilk başta sistemin yavaşlığına, insanların rahatlığına ve iş yaşamındaki düzene adapte olmakta zorlanır. İş yerinde performans baskısının olmaması, mesai saatlerinin net olması, sosyal hakların güçlü olması başlangıçta şaşırtıcı gelir. Zamanla sistemin insan odaklı yapısı ve yaşam kalitesini nasıl artırdığı daha iyi anlaşılır. Berlin’de yaşayan Türkiye’den gitmiş biri, İstanbul’daki tempolu hayatın yerini sakin bir yaşam tarzının aldığını, geliri görece düşük olsa da yaşam kalitesinin çok daha yüksek olduğunu fark eder.
Dolayısıyla Türkiye’den göç edecek kişiler için tercih aslında bir yaşam tarzı tercihidir. ABD, Türkiye’den tanıdık gelen bir sistemi daha zengin haliyle sunarken, Avrupa bambaşka bir yaşam felsefesi vadeder. Para odaklı, hızlı ve rekabetçi bir hayat isteyenler için ABD; yaşam kalitesi ve sosyal hakları önemseyen, daha dengeli bir hayat arayanlar için Avrupa doğru tercih olacaktır bence.
