bir sirkin kulislerinde sihirbazın şapkasına merakla bakan seyircileri düşünün. gözler hep tek noktada, sahnede sergilenen “sihirin” nereden kaynaklandığını kimse göremiyor. işte bazen, efsane diye alkışladıklarımız da benzer bir illüzyona dayanır. pazarlama hamleleri, istatistik şişirmeleri ve medya desteğiyle beslenen bir kandırmaca. sihir numaralarında olduğu gibi, el çabukluğuyla saklanan gerçekler gözden kaçar. sahne arkasında kalan detaylar ise sporun ruhunu kemirir. yanılsama perdesini araladığınızda, şovun ardında neyin saklandığını görmek, sizi yeni bir gerçekliğe sürükleyecektir. nba ve medyanın ortak “süper yıldız yaratma” projesinin en bariz örneği lebron james’tir. daha lise yıllarında sports ıllustrated’a kapak oldu. the chosen one etiketiyle pazarlandı. 2010’da the decisionla basketbolun ruhuna zarar verdi. magic johnson’dan michael jordan’a, jordan’dan kobe bryant’a taşınan nba meşalesi, lebron’un bencil kararlarıyla söndü. lebron kariyer boyunca hep kolay yolu seçti. miami’de wade ve bosh ile süper takım kurdu. cleveland’a döndüğünde kyrie ırving ve kevin love’ı yanına aldı. los angeles’ta anthony davis’i transfer ettirdi. her gittiği takımın geleceğini ipotek altına aldı, draft haklarını harcattı. takımlar lebron gittikten sonra yıllarca toparlanamadı. özellikle lakers, lebron’un istekleri doğrultusunda neredeyse tüm gelecek draft haklarını kaybetti. nba yönetimi ve medya, lebron’u korumak için elinden geleni yaptı. kurallar değişti, sert savunma cezalandırıldı. modern nba’de artan üçlük atışları ve azalan fiziksel temas, lebron’un oyun tarzına uygun bir lig yarattı. “superstar calls” denilen, yıldız oyunculara pozitif ayrımcılık yapan hakem kararları arttı. espn ve diğer medya kuruluşları, lebron’un başarısızlıklarını örtbas etti. hatta espn’den michelle beadle, lebron’un kendisini eleştirdiği için işinden kovdurulmaya çalışıldığını açıkladı. lebron’un pasif agresif tavırları, sosyal medya manipülasyonları ve medyayı kullanma şekli eleştiri konusudur. takım arkadaşlarını dolaylı yollardan eleştirmesi, antrenörlerin otoritesini sarsması, her başarısızlıkta “daha fazla yardım” istemesi, bir liderden çok şımarık bir yıldıza yakışan davranışlardır. jordan ve kobe, takım arkadaşlarını daha iyisi için zorlarken, lebron onları kendisine hizmet etmeye zorladı. her başarısızlığında kaçış yolları aradı. miami’de başarısız olunca cleveland’a döndü. cleveland’da işler zorlaşınca lakers’a gitti. şimdi lakers’ta işler yolunda gitmeyince yine transfer haberleri çıkıyor. kobe aynı takımda 20 sezon oynadı, lakers’ı hiç terk etmedi. lebron ise dört farklı takımda forma giydi. kobe bryant ise, shaq’in ayrılmasından sonra çok daha zayıf kadrolarla arka arkaya finaller oynadı. batı konferasının devleriyle mücadele etti. lebron’un doğu konferansı’ndaki rahat yolculuğunun aksine, her tur adeta final niteliğindeydi. kobe, tek all-star’ı pau gasol olan bir kadroyla şampiyonluk kazandı. beş şampiyonluk elde etti, iki tanesini takımın tek yıldızı olarak kazandı. lebron ise süper takımlarla sadece dört şampiyonluk kazanabildi. michael jordan’ın başarıları lebron ile kıyaslanamaz bile. jordan 6 finalin 6’sını kazandı, lebron 10 finalin 6’sını kaybetti. jordan hiçbir zaman final serisinde 4-0 veya 4-1 gibi farklarla kaybetmedi, her final serisine damgasını vurdu. lebron ise 2007’de spurs’e, 2014’te yine spurs’e, 2018’de warriors’a karşı adeta sahadan silindi. jordan’ın döneminde savunma çok daha sertti, hand-checking kuralı vardı ve fiziksel temas bugünkü gibi cezalandırılmıyordu. lebron’un nba’e getirdiği en zararlı kültürlerden biri “load management”tır. 40 yaşındaki michael jordan son sezonunda 82 maçın tamamında oynayıp 20 sayı ortalamasıyla rakiplerini domine ederken, lebron sürekli maç seçiyor ve dinlenme günleri alıyor. jordan son şampiyonluğunu 35 yaşında, ligdeki en iyi oyuncu olarak kazanırken, lebron 35 yaşından sonra “yaşlanıyorum” söylemini medya aracılığıyla yaymaya başladı. genç oyuncular lebron’un yolunu izliyor. takım sadakati kalmadı, herkes süper takım peşinde. zor durumda kaçmak, kolay yolu seçmek normalleşti. jordan ve kobe gibi tek takımda hanedanlık kuran süper yıldızlar göremeyeceğiz. takımlar draft’ten seçtikleri oyuncuları geliştirmek yerine, hazır yıldız transfer etme peşinde koşuyor. nba ve medya, z kuşağını hedefleyen bir pazarlama stratejisi geliştirdi. 1995 ve sonrası doğan, michael jordan’ı sadece youtube kliplerinden tanıyan bir nesle, lebron james manipüle edilmiş istatistiklerle “en büyük” olarak sunuldu. strateji üç temel yanılsama üzerine kuruldu. birincisi “modern basketbol daha zor” argümanı. oysa tam tersi – savunma kurallarının yumuşatılması, fiziksel temasın azaltılması ve “pace and space” anlayışı, hücum oyuncularının işini çok kolaylaştırdı. 1990ların hand-check kuralları ve sert savunmasını görenler, bugünkü nba’in ne kadar “yumuşak” olduğunu iyi bilir. ikincisi “eskiden atletizm yoktu” yanılgısı. patrick ewing, david robinson, shaquille o’neal, karl malone gibi atletik yeteneklerle dolu bir dönemde, bu iddia tamamen gülünç. 80’ler ve 90’ların nba’i atletik canavarlarla doluydu. üçüncüsü, günümüz nba’indeki şişirilmiş sayı ortalamalarının yarattığı yanılsama. tempo artışı, üçlük atışlarının çoğalması ve savunma kısıtlamaları sayesinde, ortalama oyuncular bile eskinin süper yıldızları gibi sayı üretiyor. lebron’un 30 sayı ortalaması, jordan’ın aynı ortalamasından çok daha değersiz. medya yanılsamaları kullanarak, yeni nesle lebron’u “en büyük” olarak kabul ettirdi. yerli yabancı spor yazarları sürekli aynı nakaratı tekrarlıyor. “lebron tarihin en iyisi.” oysa basketbol tarihini bilenler, iddianın ne kadar temelsiz olduğunu görüyor. jordan sahanın her yerinden sayı bulabilirken, lebron hala temel bir post-up oyunu veya güvenilir bir orta mesafe şutu geliştiremedi. kobe teknik olarak kusursuz bir oyun stiline sahipken, lebron hala sol elini etkili kullanamıyor. magic takım arkadaşlarını daha iyi yapabilirken, lebron’un yanında oynayanlar form düşüşü yaşıyor. modern nba’in yumuşatılmış kuralları, artırılmış temposu ve medyanın koruyucu kanatları olmasaydı, lebron james 40 yaşını göremeden basketbolu çoktan bırakmış olacaktı. larry bird ciddi sırt problemlerine rağmen her maçta parkeye savaşçı gibi çıktı. magic johnson hıv nedeniyle erken emekli olmak zorunda kalmasaydı, oyun zekasıyla daha yıllarca oynayabilirdi. kareem abdul-jabbar 42 yaşında bile etkili bir oyuncuydu. tim duncan kariyerinin son gününe kadar savunmada takımını sırtladı. lebron ise 35 yaşından sonra haftada üç maç oynamayı bile fazla görmeye başladı. “vücudumu korumam lazım”, “çok yorgunum” gibi bahaneler üretirken, diğer yandan “5-7 yıl daha oynarım” açıklamaları yapıyor. kendisinden önceki efsaneler her maçı savaş gibi yaşarken, lebron maç seçiyor, dinlenme günleri talep ediyor. bu da gösteriyor ki, lebron’un “dayanıklılık” ve “uzun ömürlülük” başarısı bile tartışmalı. nba’in koruyucu politikaları olmasa, jordan ve kobe’nin seviyesine asla yaklaşamayacaktı. bugün 40 yaşında hala oynuyor olması, büyüklüğünden değil, oyunun ne kadar kolaylaştığının göstergesi. lebron james nba tarihinin en çok pazarlanan oyuncusudur. fakat en iyisi olduğu anlamına gelmiyor. her başarısızlığını “yardım eksikliği”ne bağlayan bir oyuncunun, jordan ve kobe’nin seviyesinde değerlendirilmesi mümkün değil. kendisi medyanın yarattığı yapay bir “goat” adayından öteye gidemedi. gerçek basketbol severler ve basketboldan anlayanlar, lebron’u her zaman jordan ve kobe’nin çok gerisinde görecek.
