Amerikan sistemi sermaye sahiplerine ve serbest çalışanlara muhteşem fırsatlar sunar. Düşük kurumlar vergisi, minimum düzeyde devlet müdahalesi, zayıf sendikalar, esnek işgücü piyasası. Bütün bu faktörler iş sahiplerinin lehine çalışır. Bir oto tamircisi kendi işyerini açtığında, doğru strateji ve çalışmayla ciddi kazanç elde edebilir. Bir restoran sahibi, işini büyütüp zincir oluşturabilir. Küçük bir teknoloji şirketi, doğru yatırımlarla devasa bir organizasyona dönüşebilir. Serbest çalışan ustalar, zanaatkarlar ve girişimciler için zaten sistem müthiş fırsatlar barındırır. Kendi işinin patronu olmak Amerika’da gerçek zenginliğin anahtarıdır.
Öte yandan maaşlı çalışanlar için tablo karanlıktır. Silikon Vadisi’nde çalışan bir yazılımcının yıllık 150 bin dolarlık maaşı kulağa muhteşem gelir fakat San Francisco’da küçük bir daire kirası 3-4 bin dolar, sağlık sigortası primleri aylık 500-1000 dolar arasında değişir. Vergileri düştükten sonra kalan para beklenen refah seviyesini sağlamaktan uzaktır. Boston’da çalışan bir doktorun durumu da aynı. Yıllık 200 bin dolar kazanır fakat tıp fakültesinden 300-400 bin dolar borçla mezun olmuştur borcu ödemek için aylık 3-4 bin dolar ayırması gerekir. Mortgage ödemeleri, araç kredisi, çocukların eğitim masrafları eklenince, kazancı hiç düşündüğü kadar yüksek olmaz. Hele göçmenler için durum daha da vahimdir. Çalışma vizesi (H1B) işverene bağlıdır. İşten çıkarılma durumunda 60 gün içinde yeni iş bulunamazsa ülkeyi terk etmek gerekir. Göçmenleri işverenlerine karşı savunmasızdır. İşsiz kaldığınızda devlet desteği minimum düzeyde. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi kapsamlı bir sosyal güvenlik ağı yok. İş kaybı bir ailenin tüm yaşamını alt üst eder. Çocuklarınızı iyi okullarda okutmak istiyorsanız ya pahalı özel okullara göndereceksiniz ya da iyi devlet okullarının bulunduğu (ve ev fiyatlarının astronomik olduğu) bölgelerde yaşayacaksınız.
Bütün bunlara rağmen bu insanlar neden Amerika’ya göç etmek istiyor? Temelde iki grup var. Akıllıca yaklaşanlar, serbest çalışanlar (ustalar, zanaatkarlar, girişimciler) sistemin sunduğu fırsatları değerlendirmek için gider bunlar Amerika’nın patronlara ve serbest çalışanlara sunduğu avantajların farkındadır. Diğer grup ise Hollywood filmleri, diziler ve sosyal medya üzerinden pompalanan kültürel propaganda nedeniyle gerçekleri görmeden göç eder. Amerikan rüyası söylemi bunları çok kötü yanıltır. Maaşlı bir işte çalışarak zengin olacaklarını refahlarının artacaklarını düşünürler fakat gerçekler acıdır.
Warren Buffett’in “Sekreterim benden daha yüksek oranda vergi ödüyor” sözü durumu yeterince özetler. Amerika’daki sistem zenginleri daha zengin yapar. Maaşlı çalışanları sürekli bir ekonomik kaygı içinde yaşamaya mahkum eder. Göç düşünenler bu gerçekleri iyi analiz etmeli hangi gruba dahil olacaklarını iyi bilmelidir. Aksi takdirde Amerikan rüyası kabusa dönüşür.
