Türkiye anayasal serüveninde birden fazla anayasa metni görmüştür. 1876 Kanun-i Esasi ile başlayan, 1909 düzenlemeleri, 1921 ve 1924 belgelerinden geçen, son olarak 1961 ve 1982 metinleriyle devam eden bir yolculuktur bu. Fakat söz konusu anayasal belgeler içerisinde 1961 Anayasası kendine özgü nitelikleriyle ayrı bir konumda yer alır. 1961 Anayasasını diğer anayasalardan ayıran temel özellikler, hazırlanış biçimi, içeriği ve getirdiği yenilikler nedir bunları anlamak lazım.
Türk anayasal yaşamı, Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki 1876 Kanun-i Esasi ile ilk yazılı anayasasına kavuşmuştur. Monarşik bir yapı içerisinde hazırlanan ve dönemin reform hareketlerinin ürünüydü. Sultan 2. Abdulhamid döneminde oluşturulan ve iki meclisli bir sistem öngörmüş olsa da sultan büyük oranda yetkilerini korumaktaydı. Temel hak ve özgürlükler sınırlı bir çerçevede tanımlanmış, pratikte ise sultan otoritesine bağlı kalmıştı. 1909 yılında yapılan değişikliklerle sultan yetkileri kısmen kısıtlanmış, parlamento gücü artırılmıştı. Yine de monarşik yapı korunuyordu.
Cumhuriyet dönemiyle beraber anayasal çerçeve köklü bir değişime uğramıştır. 1921 Anayasası, Kurtuluş Savaşı ortamında oluşturulan 23 maddelik kısa bir metin olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni tek yasama organı şeklinde tanımlamış, milli egemenlik ve bağımsızlık ilkelerini vurgulamıştı. Temel haklara ilişkin detaylı düzenlemeler içermiyordu. Nihayetinde savaş koşullarının pratik ihtiyaçlarına odaklanmıştı. 1924 Anayasası Cumhuriyet ilan edildikten sonra kabul edilmiş 105 maddelik bir metinle üniter devlet yapısını benimsemiş, başlangıçta devletin dininin İslam olduğunu belirtmiş (1928’de kaldırılmıştır) ve tek meclisli bir sistemi yasama organı olarak düzenlemişti. Cumhurbaşkanı meclis tarafından seçiliyor temel haklar 1961 Anayasası ile karşılaştırıldığında dar kapsamda kalıyordu.
1961 Anayasası Türkiye anayasal tarihinde bir dönüm noktasıdır. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi sonrasında hazırlanmıştır. Önceki metinlerden farklı olarak halkoyuyla kabul edilmiştir. 1876, 1909, 1921 ve 1924 anayasalarında görülmeyen bir özelliktir ve 1961 Anayasasını ayıran temel unsurlardan birini oluşturur. Askeri müdahale sonrasında kurulan Milli Birlik Komitesi tarafından başlatılan süreçte, anayasa taslağı profesörler ve hukukçular tarafından hazırlanmış, 9 Temmuz 1961de yapılan referandumda %61,7 evet oyuyla kabul edilmiştir. Halkoylaması süreci, anayasanın meşruiyetini artıran ve önceki metinlerden farklı demokratik bir zemin oluşturan adımdır. 1982 Anayasası da halkoyuyla kabul edilmiş olmasına rağmen hazırlanış süreci ve içeriği 1961 Anayasasının hak merkezli yapısından ayrı bir çizgidedir.
1961 Anayasasının belirgin farklarından biri, getirdiği çift meclisli sistemdir. 1924 Anayasası tek meclisli bir yapıyı benimserken, 1961 Anayasası yasama organını Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu şeklinde iki ayrı meclise bölmüştür. Millet Meclisi halk tarafından seçilen milletvekillerinden oluşurken, senatoda seçilmiş üyeler yanında belirli sayıda atanmış üyeler yer alıyordu. Atanmış üyeler askeri müdahale liderleri ve belirli meslek gruplarından gelen tecrübeli isimlerden oluşmaktaydı. Çift meclisli sistem yasama sürecinde denge ve denetim mekanizmalarını güçlendirmeyi amaçlamış, tek bir meclisin hızlı kararlar almasının önüne geçmeyi hedeflemişti. Lakin Senato’daki atanmış üyeler, demokratik meşruiyet tartışmalarına yol açmış, kimi çevrelerce demokrasiye gölge düşüren bir unsur olarak değerlendirilmiştir. Buna rağmen 1961 Anayasasını 1924ün tek meclisli sisteminden ve 1982nin yeniden tek meclise dönen yapısından farklı kılmıştır.
Önceki anayasalarda temel haklar ya hiç düzenlenmemiş (1921) ya da dar çerçevede ele alınmıştı (1876, 1909, 1924). 1961 Anayasası ise ikinci kısmında kişinin hakları ve ödevleri başlığı altında, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı, özel hayatın gizliliği gibi hakları detaylı biçimde tanımlamış ve koruma altına almıştır. Haklar tanımlanırken sınırlama koşulları açık şekilde belirtilerek keyfi müdahalelerin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Mesela ifade özgürlüğü, milli güvenlik veya kamu düzeni gibi somut gerekçelerle sınırlanabilir hale getirilmiştir. Böylece 1961 Anayasasını birey odaklı ve liberal bir belge olarak diğerlerinden ayırmış, hak ve özgürlükler konusunda modern bir standart oluşturmuştur.
Dikkat çeken bir başka nokta, Anayasa Mahkemesini kurarak yargısal denetimi anayasal düzene entegre etmesidir. Önceki anayasalarda böylesi bir kurum bulunmazken, 1961 Anayasası ile yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyen bağımsız bir mahkeme oluşturulmuştur. Mahkeme yasaların yanında anayasa değişikliklerini de denetleme yetkisine sahip kılınmıştır. Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, hukukun üstünlüğünü güçlendiren ve yasama organının sınırsız yetkisini dengeleyen bir adımdır. 1982 Anayasası da bu kurumu devam ettirmiş olsa da 1961 Anayasası bunu ilk kez getiren belge olarak tarihe geçmiştir. Anayasa Mahkemesinin varlığı, 1961 Anayasasını önceki metinlerde olmayan bir denetim mekanizmasıyla donatmış ve bu yönüyle üstün bir konuma yerleştirmiştir.
Anayasanın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti “milliyetçi, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlanmış, böylece devletin bireylerin sosyal refahını sağlama yükümlülüğü açıkça ortaya konmuştur. Böyle bir ilke önceki anayasalarda ya yer almamış ya da dolaylı olarak ima edilmişti. 1961 Anayasası sosyal güvenlik, çalışma hakkı, sağlık hizmetleri ve eğitim gibi alanlarda devletin sorumluluklarını düzenleyen maddeler içermiş bu da metni daha kapsayıcı ve birey odaklı bir belge haline getirmiştir. Örneğin, Anayasanın 49. maddesi çalışanların dinlenme hakkını ve adil ücret alma hakkını güvence altına almış, bu tür sosyal haklar önceki anayasalarda net biçimde ifade edilmemişti. 1982 Anayasası sosyal devlet ilkesini sürdürmüş olsa da, hakların uygulanmasında kısıtlayıcı bir tutum benimsemiştir.
27 Mayıs 1960 müdahalesi, 1950den itibaren iktidarda olan Demokrat Parti’nin otoriterleştiği ve demokratik ilkelerden uzaklaştığı gerekçesiyle gerçekleştirilmişti. Müdahale sonrası hazırlanan anayasa otoriter eğilimleri engellemeyi ve demokratik bir denge kurmayı amaçlamıştı. Bu nedenle kuvvetler ayrılığı ilkesi 1961 Anayasasında vurgulanmış, yasama, yürütme ve yargı organları arasında bir ayrım yapılmıştır. Yürütmenin yetkileri, başbakan ve bakanlar kurulu yetkileri, önceki anayasalara kıyasla dengeli biçimde düzenlenmiş, yasama organının üstünlüğü korunmuştur. 1924 Anayasasında yürütmenin baskın olduğu yapıyı tersine çevirmiş, 1982 Anayasasında ise yeniden yürütmeyi güçlendiren bir çizgiye dönülmüştür.
Üniversitelerin ve Radyo Televizyon Kurumu’nun (TRT) özerkliği anayasal güvence altına alınmış böylece bu kurumlar siyasi baskılardan korunmaya çalışılmıştır. Üniversitelerin özerkliği, akademik özgürlüğü ve bilimsel araştırmayı teşvik etmeyi amaçlamış, TRT’nin özerkliği ise basın özgürlüğünü destekleyen bir unsur olarak görülmüştür. Bu tür düzenlemeler önceki anayasalarda yer almamış, 1982 Anayasasında ise özerklik büyük oranda sınırlandırılmıştır. 1961 Anayasası’nın özerklik anlayışı çoğulcu yapısını pekiştiren başka bir fark olarak öne çıkmaktadır.
Tüm bunlara rağmen mükemmel bir belge değildir; bazı yönleri eleştirilere yol açmıştır. Mesela çift meclisli sistem ve senatodaki atanmış üyeler, demokratik meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Anayasanın detaylı ve katı yapısı, siyasi istikrarsızlık dönemlerinde uygulanabilirliğini zorlaştırmış, bu durum 1980 müdahalesine zemin hazırlayan faktörlerden biri olarak değerlendirilmiştir. Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, yargısal denetimin sağlanması, sosyal devlet ilkesinin benimsenmesi ve halkoyuyla kabul edilmesi 1876, 1909, 1921, 1924 ve 1982 anayasalarından farklı konuma yerleştirir.
1961 Anayasası’nın farkını daha iyi kavramak için, diğer anayasaların ruhunu ve amacını karşılaştırmak yararlıdır. 1876 ve 1909 anayasaları monarşik yapıyı modernize etme çabasını yansıtırken, 1921 Anayasası savaş koşullarında bir geçiş belgesiydi. 1924 Anayasası, genç cumhuriyetin temel yapısını düzenlemeyi amaçlamış, haklar ve denetim mekanizmaları konusunda sınırlı kalmıştı. 1982 Anayasası, 1980 müdahalesinin otoriter izlerini taşıyan, istikrarı demokrasinin önüne koyan bir metindi. 1961 Anayasası ise demokrasiyi, birey haklarını ve hukukun üstünlüğünü merkeze alan bir vizyon sunmuş ve diğer metinlerden köklü biçimde ayrılmıştır.
