Toplumsal Muhalefeti Felç Eden Anestezi: ‘Ne Sağcı Ne Solcu’ Söyleminin Çözümlemesi

ne sağcıyım ne solcuyum söylemi, ilk bakışta makul görünen tarafsız bir duruş olarak karşımıza çıkar. fakat söz konusu tavrın altında yatan dinamikleri incelediğimizde, mevcut düzenin sürdürülmesine hizmet eden bir mekanizmayla karşılaşırız.

antonio gramsci‘nin hegemonya kavramı, iktidarın salt zor kullanımıyla değil, rıza üretimi yoluyla işlediğini açıklar. yönetici sınıf, kendi dünya görüşünü toplumun geri kalanına benimsetmek için medyadan eğitime, dinden sanata kadar tüm kültürel alanları kullanır. böylece kapitalist düzenin temel varsayımları özel mülkiyet, rekabet, bireycilik gibi değerler sorgulanmaz doğal gerçeklikler olarak algılanır.

siyasi tarafsızlık söylemi de tam olarak böyle işler. ideolojilerin önemini yitirdiği, sağ-sol ayrımının anlamsızlaştığı, pragmatik çözümlere odaklanmak gerektiği gibi görüşler, aslında mevcut düzenin alternatifsiz olduğu yanılsamasını güçlendirir. oysa neyin “gerçekçi” veya “makul” sayıldığı bile hegemonik mücadelenin konusudur.

örneğin ekonomik kararların teknik meseleler olarak sunulması, bunların arkasındaki sınıfsal çıkarları ve ideolojik tercihleri gizler. “ne sağcı ne solcu” pozisyonu, tam da bu depolitizasyon sürecine hizmet eder. böylece yönetici sınıfın çıkarına olan politikalar, sanki herkesin ortak çıkarınaymış gibi algılanır.

gramsci’nin vurguladığı üzere, hegemonya mücadelesi sivil toplumda cereyan eder. bu nedenle karşı-hegemonya inşası için, sağduyu kabul edilen fikirlerin eleştirel analizini yapmak ve alternatif değerler sistemi oluşturmak gerekir.

günümüz toplumunda sıkça rastlanan siyasetin kirli olduğu veya tüm siyasetçilerin aynı olduğu söylemleri, ilk bakışta eleştirel görünür. oysa ideolojik tarafsızlık iddiası, mevcut güç ilişkilerini sorgulanamaz kılar. siyasi angajmanı reddetmek, var olan düzenin alternatifsiz görünmesine yol açar.

siyasi tarafsızlık söylemi, toplumsal değişim potansiyelini zayıflatır. mevcut düzenden rahatsız olan kesimler, sistemin dönüştürülebileceğine dair inançlarını yitirdiklerinde, statükonun sürmesine istemeden katkıda bulunurlar. hegemonyanın başarısı tam olarak buradadır. muhalif sesleri etkisizleştirmek için onları bastırmak yerine, değişimin imkansız olduğuna ikna eder.

tarafsızlık iddiasının paradoksal yanı, siyasi angajmanı reddetmenin kendisinin derin siyasi sonuçlar doğurmasıdır. mevcut düzenden memnun olmayan kesimlerin siyasi alandan çekilmesi, var olan güç ilişkilerinin pekişmesine hizmet eder. siyasi tarafsızlık söylemi, hegemonyanın sürdürülmesinde kritik rol oynar.

gramsci’nin işaret ettiği üzere, hegemonya salt zor kullanımıyla değil, rıza üretimi yoluyla işler. ne sağcı ne solcu söylemi, rıza üretiminin önemli araçlarından biridir. insanlar sistemin adaletsizliklerinden rahatsız olsalar dahi, alternatif arayışından vazgeçtiklerinde sistemin devamlılığına onay vermiş olurlar.

siyasi tarafsızlık yanılsamasının aşılması için, öncelikle tarafsızlık iddiasının kendisinin ideolojik karakterini kavramak gerekir. hiçbir toplumsal konum ideolojiden azade değildir. tarafsızlık iddiası da belirli bir dünya görüşünün ürünüdür.

siyasi tarafsızlık söyleminin yaygınlaşmasında neoliberal ideolojinin etkisi merkezi bir rol oynar. bu etkiyi üç düzeyde incelemek mümkündür. ilk olarak, neoliberalizm toplumsal meseleleri bireysel tercihlere indirgeyerek kolektif eylemin zeminini aşındırır. işsizlik, yoksulluk veya çevre sorunları gibi yapısal sorunlar, bireysel başarı veya başarısızlık hikayeleri olarak yeniden yazılır. ikinci düzeyde, piyasa mantığının hayatın her alanına sızmasıyla siyasi tercihler de tüketici tercihlerine dönüşür. nasıl bir markanın ürünlerini tercih etmek kişisel bir seçimse, siyasi pozisyon almak da öyle görülmeye başlar. “ne sağcı ne solcu” söylemi, tam da bu neoliberal bireyciliğin siyasi alandaki yansımasıdır. üçüncü ve en derin düzeyde ise, neoliberal özne için siyasi angajman irrasyonel bir tercih haline gelir. piyasa mantığı içinde her birey kendi çıkarını maksimize etmeye odaklanmalıdır ve kolektif mücadele bu mantığa aykırı görünür. böylece siyasi tarafsızlık, akılcı ve pragmatik bir tercih olarak sunulurken, sistem karşıtı hareketlerin örgütlenmesi imkansızlaşır.

peki hegemonik düzenin alternatifi nasıl inşa edilebilir? gramsci’nin vurguladığı gibi hegemonya mutlak ve değişmez değildir fakat alternatiflerin inşası sistemli bir çaba gerektirir. üç temel eksende ilerleyebilir. birincisi, kolektif siyasi eylemin yeni formlarının keşfi ve geliştirilmesi. ikincisi, neoliberal bireyciliğe karşı dayanışmanin güçlendirilmesi. üçüncüsü ise, ne sağcı ne solcu söyleminin ötesinde, eşitlikçi ve demokratik bir siyasi tahayyülün inşası. bu üç eksenin kesişiminde, mevcut hegemonik düzene alternatif bir toplumsal projenin ana hatları belirginleşebilir.

ne sağcı ne solcu söylemi, görünürdeki tarafsızlığıyla, sistemin en etkili savunma mekanizmalarından biridir. adeta toplumsal muhalefeti felç eden bir ideolojik anestezi işlevi görür. fakat her anestezinin etkisi gibi bu yanılsama da geçicidir. toplumsal değişimin önündeki en büyük engel, baskı ve şiddet değil, tam da bu değişimin imkansız olduğuna dair yaygın inançtır. bu inancı kırmak ve tarafsızlık maskesini düşürmek, yeni bir toplumsal tahayyülün ilk adımıdır.

gramsci’nin dediği gibi “eski düzen ölmekte, yeni düzen ise doğamamaktadır.”

Yorum bırakın

Scroll to Top