1980’lerde Magic Johnson ve Larry Bird liderliğindeki Los Angeles Lakers ve Boston Celtics, NBA sahnesinde asıl yıldızlar olarak parlıyorlardı. Ancak değişim rüzgarları esmeye başladığında, Detroit Pistons sahneye kendi eşsiz tarzları ve sertlikleriyle çıktı. Bu, Bad Boys’un nasıl en nefret edilen takım haline geldiğinin ve NBA’e nasıl hükmettiğinin hikayesidir.
Lakers ve Celtics, 1980 ile 1988 arasında toplamda sekiz NBA şampiyonluğu kazandı. Magic ile Bird’ün rekabeti, ligi meraklısının takip ettiği ortamdan çıkarıp tüm Amerika’ya hatta dünyaya taşıdı.
Bu dönemde, Detroit Pistons gelecekteki şampiyonluklar için takımını inşa etmeye başlamıştı. Detroit, motor endüstrisi ile özdeşleşen bir şehirdir ve 1980’lerin başında hızla düşüşe geçti. Benzer bir şekilde, şehrin basketbol takımı da kötü bir performans sergiliyordu. Pistons, 1980-81 sezonunda sadece 16 maçı kazanabilmişti. Bir sonraki yıl ise sadece 20 galibiyet elde edebildi.
Ancak şansları, 1981 NBA Draftı ile değişmeye başladı. İkinci sıradan Isiah Thomas’ı seçtiler. Isiah Thomas’ın gelişi, takımın yeni bir döneme girişini işaret ediyordu. 1.85 boyundaki Thomas, boyut olarak küçüktü ancak muhteşem bir oyun kurucu ve skorerdi. Zor bir çocukluk geçmişi olan Thomas, içinde Chicago’nun batı yakasındaki zorluklarını ve sertliğini taşıyordu. 13 yıllık kariyeri boyunca Thomas, 12 kez All-Star seçildi.
Thomas’ın ilk sezonunun ortasında, Pistons Cleveland Cavaliers’dan pivot Bill Laimbeer’ı kadrosuna kattı. Trash talking konusunda sınırı aşan ve açıkça şiddete varan inatçı biri olan Laimbeer, 80’lerin en nefret edilen oyuncusu olacaktı. Ancak 2.11’lik bu güç merkezi, boyuna göre inanılmaz derecede iyi bir şutör olarak da dikkat çekti. Toplamda dokuz yıllık Detroit kariyeri boyunca ortalama 12 sayı ve 10 ribaunt ile oynadı. Dört kez All-Star seçildi.
81-82 sezonunda Pistons, periyodik altıncı adam Vinnie Johnson’ı da kadrosuna kattı. Pistons etkileyici bir kadro oluşturmaktaydı. Ancak takımın esas tanınır kılan tarzını oluşturmak için 1983’te koç Chuck Daly’nin takıma gelmesiyle gerçekleşti.
80’lerin ortasında Pistons, All-Star forvet Kelly Tripucka tarafından yönlendirildi. Thomas ile aynı yılda seçilen Tripucka ile savunmada oldukça iyiydiler. Ancak yine de o yılki play-offlarda fazla etki yapamadılar.
1986’ya gelindiğinde, takım stil olarak neredeyse tanınmaz hale gelecekti. Joe Dumars, önceki sezon seçilen bir elit savunma gardı olarak ortaya çıktı. Thomas’a mükemmel bir tamamlayıcı oldu. Michael Jordan daha sonra Dumars’ı karşılaştığı en iyi savunmacı olarak adlandıracağı bir oyuncu olarak tanımladı.
Thomas ve Dumars bir araya geldiğinde, muhtemelen NBA tarihindeki en etkili perimetre savunmasını oluşturdular. Rakipleri üç sayı çizgisinin bile ötesinde sıkı bir şekilde savunurlardı. Rakip takım oyuncularını double team’ler ile baskı altına alırlardı. Bu yaklaşım günümüz NBA’inde yaygın olsa da 80’lerde nadir görülen bir durumdu.
Önceki yıl takıma katılan Rick Mahorn da takımda belirgin bir rol üstlenmeye başladı. 2.08 boyundaki Mahorn, Laimbeer ile birlikte fiziksel güç ve düşmanlıkta birbirini tamamlayan bir ikili oluşturdu.
1986’da Pistons, Detroit’in Tripucka’yı birçok kez All-Star olan Adrian Dantley ile takas etti. Aynı yılın draftında 27. sıradan forvet Dennis Rodman’ı seçti. Dikkat çeken yaşam tarzı ve 90’ların ortasındaki Chicago Bulls hikayesi onu bilinen bir isim haline getirmeden önce, Rodman sadece bir ribauntçu ve her pozisyonu savunma çok yönlülüğüne sahip bir oyuncuydu. İki kez Yılın Savunma Oyuncusu ödülünü kazandı. Yedi kez ligin ribaund lideri oldu ve yedi kez NBA Savunma Takımı’na seçildi.
Savunma temellerini artık sağlamlaştırmışken, Pistons 86-87 sezonunu 52-30 derecesiyle tamamladı. Bu, Doğu Konferansı’nda üçüncü sırayı almaya yetti. Konferans finallerine ulaştılar ancak yedi maçlık bir seriyi son şampiyon Boston Celtics’e kaybettiler. Ancak Pistons, Doğu’da ciddi bir rakip olarak sahneye çıkmıştı.
NBA tarafından yayınlanan sezon sonu VHS kaseti, Pistons’ın bu versiyonunu ilk kez “Bad Boys” olarak adlandırdı. Takım da bu niteliği benimsedi.
Detroit, 1988 ile 1990
arasında art arda üç kez NBA finallerine çıkarak, her seferinde yolda Jordan’ın Bulls’unu elemişlerdir. Pistons, Chicago süperstarını savunmak için özel olarak geliştirdikleri taktiklerle oynuyordu. Bu taktiklere “Jordan Kuralları” adını verdiler. Thomas, stratejiyi Jordan’a karşı sert oynamak, fiziksel oyun ile dengesini bozmak için savunmaları çeşitlendirmek olarak tanımladı.
1988’de NBA finallerine ulaştıktan sonra, Pistons, Magic Johnson ve Kareem Abdul-Jabbar’ın Lakers’ına yedi maçlık bir seride kaybetti. Bu aşamada, Pistons’ın “Bad Boys” itibarı kendilerinden önce gelmişti. Laimbeer tarafından Abdul-Jabbar’a yapılan ve sonradan “Phantom Foul” olarak adlandırılan faulu, şampiyonluğu kazanmalarını engellemeye yönelik bir komplo olarak düşündüler. Lakers efsanesi, bu faul sonrası her iki serbest atışı da sokarak takımını elemekten kurtardı.
Takım, bir sonraki sezon şampiyonluk kazanmak için finallere geri döndü. Şubat ayında, Dantley; iyi bir skorer ve savunma yönü daha güçlü olan Mark Aguirre ile takas edildi. O sezonu 63-19 derecesiyle tamamladılar ve ilk NBA şampiyonluklarını kazanmak için finallerde dört maçta süpürdükleri Lakers’tan intikam aldılar.
Pistons, 1990’da tekrar NBA finallerine ulaşacaktı. Bu kez rakip Portland Trail Blazers’ı 4-1 mağlup ettiler. Ancak 1990-91 sezonuna doğru, aşırı fiziksel oyunu caydırmak ve Pistons taklitçilerini caydırmak için NBA “flagrant foul” için ekstra ceza getirdi. Böylece faul yapılan takıma iki serbest atış hakkı ve topun sahibi olma hakkı verildi.
1991’de yeniden Doğu Konferansı finallerine ulaştılar. Fakat bu kez sonunda Jordan’ın Bulls’u 4-0’la Pistons’ı süpürdü. Pistons oyuncuları sahadan rakipleriyle el sıkışmadan ayrıldılar. Aradan geçen 30 yıla rağmen bugün bile bu durum Jordan’ı rahatsız eden bir şeydir.
Önceki üç yıl boyunca Detroit tarafından play-offlarda elendikten sonra, Bulls nihayet sekiz yıllık altı şampiyonluğunun ilkine giden yolda aşil topuğunun üstesinden geldi. Bad Boys’un dominasyonu sona erdi ve Air Jordan uçuşa geçti.
1991’de kaybedilen Doğu finali sonrası takım bir sezon daha birlikte devam etmiş olsa da sakatlıklar ve yaşlanan çekirdek kadro yüzünden başarılı olamadılar. Koç Chuck Daly 1992 sezonu sonrası istifa etti. Rodman ve Salley takaslandı. 1993 sezonunda Laimbeer’in, 1994 sezonunda ise Thomas’ın basketbolu bırakmasıyla Bad Boys dönemi resmen sona erdi. (Grant Hill dönemi başladı)
1980’lerin Lakers-Celtics rekabeti ile 1990’ların Bulls hakimiyeti arasında, genellikle herkesin nefret etmeyi sevdiği bu takım basit bir şekilde hatırlanır.
Pistons’ın Bad Boys dönemi, benim için NBA tarihindeki en çarpıcı ve unutulmaz dönemlerden biridir. Magic Johnson, Larry Bird ve Michael Jordan gibi büyük oyuncuların gölgesinde yükselerek, sadece yetenekleri değil, aynı zamanda sertliği ve takım ruhunu temsil ettiler. Savunma ustalığı özellikle perimetre savunmaları, günümüzde bile pek karşılaşılmayan bir durumdur. Yaşadıkları şampiyonluklar gerçek bir spor hikayesidir. Benim için bu dönem özel bir yere sahiptir.
