Kuzey’deki kardeşI gibi sömürgeci avrupalıların elinde kalmış ama büyük kısmında aynı dil konuşuluyor olmasına rağmen kuzey’deki gibi birleşme gösterememiştir. Bu tam olarak neden oldu? Niye güney, kuzey gibi birleşip güney amerika birleşik devletleri ülkesini oluşturamamıştır? Bunun cevabını arayacağız. Yazıda birçok noktaya değinmeye çalışacağım, bu sebepten uzun okuma yapmaya hazır olun.
Her şeyden önce kuzey’in nasıl birleştiğinden bahsetmek önemli.
On üç koloniden oluşan amerika birleşik devletleri, 18. Yüzyılın sonlarında büyük değIşiklikler yaşadı. Aydınlanma dönemi, bireysel haklar ve özgürlükler üzerine yeni düşünceler getirdi. Bu idealler amerika’daki kolonistler arasında popüler hale geldi.
Koloniler, atlantik kıyısını kaplayarak appalach dağları’na kadar uzandı, bu sekilde aralarindaki ticaretin ve iletişimin nispeten basit olmasını sağladı. Pamfletler, mektuplar ve gazeteler koloniler arasında hızla yayıldı, böylece kötü niyetli ingiliz yöneticilere karşı bir amerikan kimliğI oluşturma fikrini güçlendirdi.
1776’da, amerikan bağımsızlık bildirgesi’nin kabul edilmesiyle bu idealler resmi bir şekil aldı. Ingiliz sömürge yönetimine karşı büyüyen tepki, amerikan devrimi’ne yol açtı. Bu isyan, amerika’nın bağımsız bir ulus olma yolunda ilk adımı oldu.
Son olarak, ingiliz kolonileri başlangıçta kapitalizmi benimsemişti. Ham malzemeleri avrupa’ya geri göndermek ekonomik stratejilerinin tek amacı değildi. Amerikan çiftçileri ve kapitalistleri birliktelikten çok şey kazandılar. Bu mücadele sürecinde, başlangıçta birbirlerinden farklı kültür ve ekonomilere sahip olan koloniler, ortak bir amaç etrafında birleşerek tek bir ulus, amerika birleşik devletleri’ni kurdu.
Kuzey’in nasıl birlik olduğunu anladığımıza göre öncelikle güney amerika’daki durumu bilmemiz gerekiyor. Bunun Için güney amerika’daki ülkelerin bağımsızlıklarından başlamamız lazım.
- Yüzyılın sonlarında ispanya, amerika’nın büyük bir bölümüne hakimdi. Orta amerika’nın tamamı, kuzey’in neredeyse yarısı ve brezilya dışındaki tüm güney amerika ispanyol kolonisiydi. Fakat 19. Yüzyılın başında, fransa’da napolyon’un sahneye çıkışıyla bu durum hızla değIşti. Napolyon, ispanyol kralı vıı. Ferdinand’ı zorla tahttan indirerek madrid’de kontrolü ele geçirdi. Bu askeri manevrayı,
peninsular savaşıolarak bilinen, ispanya, birleşik krallık ve portekiz arasındaki uzun ve kanlı bir çatışmanın fitilini ateşleyen hareket olarak yaptı. 1808’de napolyon, kontrol altına aldığı ispanyol tahtına kendi kardeşI joseph bonaparte’ı oturttu. Bu ani değIşiklik, ispanyol imparatorluğu’nun kırılganlığını ortaya koydu. Güney amerika’daki ispanyol kolonileri,bonapartist ispanya‘yı meşru bir hükümet olarak görmüyorlardı. Kısa süre Içinde latin amerika genelinde isyanlar ve devrimler başladı.
Napolyon’un avrupa’da zayıflatılmasıyla birlikte, 1815’te waterloo savaşı’ndan sonra gerçek ispanyol krallığı geri döndü. Fakat bu dönüş, ispanya’nın ekonomik ve askeri olarak büyük ölçüde zayıfladığı bir dönemde gerçekleşti. Güney amerika’daki yeni bağımsız ulusların dış tehdit algısını büyük ölçüde azalttı. Ispanya’nın bu zayıflığı, ulusların birleşme veya federasyon oluşturma gibi birleştirici stratejilere yönelmesi Için gerekli olan dış tehdit motivasyonunu ortadan kaldırdı.
Güney amerika’nın bağımsızlık süreci, 19. Yüzyılın başında derinleşti. Özellikle 1808-1825 yılları arasında, bölge tarihinin en kritik dönemlerinden birini yaşadı.
Ispanya’nın zayıflamasıyla 1808 yılında başlayan bu süreç, 1825 yılında bolivya’nın bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte tamamlandı. Bu dönem boyunca, iki büyük lider, simon bolivar ve josé de san martín, sahneye çıktı ve kıtanın kaderini şekillendirdi.
Bolivar, 1810’dan itibaren başlattığı bağımsızlık hareketleriyle güney amerika’da adını duyurdu. 1819’da, kolombiya’nın bogota şehrinde gerçekleşen ve bolivar’ın büyük bir zafer kazandığı boyaca savaşı, büyük kolombiya’nın doğuşunu simgeliyor. Ancak, bu yeni devletin korunması ve genişletilmesi zorlu bir süreçti. 1821’de carabobo savaşı’nda ispanyol kuvvetlerini mağlup ederek venezuela’nın bağımsızlığını kesinleştirdi. Fakat bu zaferler bile bolivar’ın hayalindeki birleşik bir güney amerika’nın gerçekleşmesi Için yeterli değildi.
Diğer tarafta, josé de san martín, 1812 yılında başladığı bağımsızlık hareketiyle arjantin’in özgürlüğünü kazanmasında kritik bir rol oynadı. 1817’de, and dağları’nı aşarak şili’yi ispanyol hakimiyetinden kurtardı. San martín’in bolivar’dan farklı olarak monarşiye daha sıcak bakması, iki lider arasında derin görüş ayrılıklarına neden oldu.
1822’de, iki liderin ekvador’un guayaquil şehrinde gerçekleştirdiğI ünlü buluşma, güney amerika’nın geleceğI Için kritik bir öneme sahipti. Bu toplantıdan kesin bir sonuç çıkmamasına rağmen, san martín’in kısa süre sonra güney amerika’dan ayrılması, bolivar’ın vizyonunun daha baskın olduğunu gösteriyordu.
Bolivar’ın hayalleri, yerel ve bölgesel çıkarların karşısında zorluklarla karşılaştı. 1826’da gerçekleşen panama kongresi’nde güney amerika devletlerinin bir araya gelerek bir federasyon kurma çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. Bolivar’ın 1830’da ölümü, birleşik bir güney amerika hayalinin sonunu simgeliyordu.
Güney amerika’daki genel durumu, önemli bağımsızlık hareketleri ve liderleri de tanıdığımıza göre artık yazının esas sorusuna geçebiliriz: bütün bunlara rağmen güney neden kuzey gibi birleşemedi?
Politik nedenlere zaten bağımsızlık hareketleri kısmında değinmiştim. Fakat bu politik nedenlerin yanında birçok başka faktör de vardı.
Ilk olarak, fırsatçı siyasetin etkisi altındaki bolivar’ın hayalleri, sürekli bir baskıyla karşı karşıya kaldı. Bu fırsatçı politikacılar, sadece dış güçlere karşı değil, aynı zamanda Iç çıkarlar Için de bir tehdit oluşturdu. Gran colombia’nın etrafında dönen bu politik oyunlar, birlik rüyasının önündeki en büyük engellerden biriydi. Kuzey amerika’da ise, ortak bir amacın etrafında birleşmiş ve birbirlerine destek olan koloniler, bu tür Iç politik çekişmelere daha az maruz kaldı. Kuzey’de bağımsızlık hareketi, daha bütünsel bir yaklaşım sayesinde, bölgesel çıkarların üstesinden gelmeyi başardı.
Ekonomik yapı, güney amerika’nın birleşik bir yapıya dönüşmesinin önündeki ciddi engellerden biriydi. Feodal ekonomik yapı, bölgenin çoğunun ekonomik aktivitesinin, özellikle maden çıkarımına – gümüş, altın gibi değerli madenlerin yoğun bir şekilde çıkarıldığı bölgelerde – ve nakit mahsullerine – örneğin şeker kamışı, kahve veya kakao gibi ürünlerin büyük tarım alanlarında yetiştirildiğI yerlerde – dayandırıldığı anlamına geliyordu. Zenginliğin ve toprakların, sınırlı bir elit tabaka tarafından kontrol edildiğI, geniş bir köle ve hizmetçI nüfusu üzerinde dayandığı bir yapıydı. Buna karşılık, kuzey amerika’da, ingiliz kolonileri daha çok kapitalist bir ekonomik yapıya dayanıyordu. Daha geniş bir nüfus tabanına, özellikle küçük çiftçilere, ekonomik fırsatlar sağlamıştı. Ormanların temizlenmesi, yerleşim alanlarının genişlemesi ve tarım ürünlerinin ticareti, kuzey amerika’da ekonomik aktivitenin ana sürükleyici güçleri haline gelmişti. Bu yapı, koloniler arasındaki ticareti ve iletişimi teşvik ederken, güney amerika’da olduğu gibi keskin sınıfsal farklılıklar yaratmamıştı.
Coğrafya, güney amerika’nın birlik kurma çabalarını zorlaştıran kritik bir faktördü. Kıtanın coğrafyası, dağ zincirleri, geniş ormanlar ve ulaşılması güç vadilerle dolu. Özellikle and dağları’nın yükseklikleri, bölgesel etkileşimi kısıtladı ve ayrıca amazon gibi geniş yağmur ormanları, Iç bölgelerin kıyı şeridinden izole olmasına yol açtı. Bu zorluklar, özellikle iletişim konusunda ciddi engeller oluşturdu, çünkü fikirlerin ve insanların serbestçe hareketi sınırlıydı.
Iletişim engelleri sadece coğrafi zorluklarla sınırlı değildi. Ispanyol imparatorluğu’nun politikaları, koloniler arasında doğrudan iletişimi yasaklayarak bu engelleri daha da derinleştirdi. Tüm iletişimin madrid üzerinden yapılması zorunluluğu, koloniler arasında bir bilinç oluşturmanın önündeki en büyük engellerden biriydi.
Dahası, okuryazarlık oranları düşük olan güney amerika’da, devrimci fikirlerin ve birlik hareketlerinin yayılması sınırlıydı. Bu durum, halkın büyük bir bölümünün devrimci hareketlere aktif katılımını zorlaştırdı.
Dini faktörler de birleşme sürecini zorlaştıran etmenlerden biriydi. Katolik kilisesi’nin bölgede güçlü bir varlık göstermesi, yerel elitlerle birlikte hareket ederek birleşme çabalarına karşı bir engel oluşturdu. Kilise, statükonun korunmasından yana idi ve bu nedenle birleşik bir güney amerika’nın oluşmasını desteklemiyordu.
Kuzey amerika ile kıyaslandığında, amerika birleşik devletleri’nin kuruluş sürecinde, dini özgürlükler ve farklılıklar birleşme sürecini destekleyici bir rol oynamıştı. Kuzey’de, pek çok koloninin dini baskıdan kaçan insanlar tarafından kurulduğu ve bu insanların yeni topraklarda dini özgürlüğü savunduğu düşünülürse, dini farklılıklar ve özgürlükler, bölgesel birleşmeyi ve federal bir devletin kurulmasını teşvik etti. Fakat güney amerika’da, katolik kilisesi’nin tek ve baskın güç olması, bölgesel birlikteliğI zorlaştıran bir etken haline geldi.
Son olarak, kültürel farklar ve ulusal kimlikler, güney amerika’nın birleşmesi önündeki belki de en önemli engeldi. Her koloninin kendi Içinde oluşmuş zengin ve çeşitli kültürleri vardı. Yerlilerle kolonicilerin yoğun etkileşimi, her bir bölgenin kendine has bir kimliğe sahip olmasını sağladı.
Sonuç olarak, güney amerika’nın birleşmemesi, bir dizi faktörün bir araya gelmesinin sonucudur. Siyasi, ekonomik, coğrafik, kültürel ve dini nedenler, bölgenin birleşme sürecini zorlaştırdı. Farklı ulusal kimliklerin ve hedeflerin oluşmasına yol açtı. Güney amerika’nın, kuzey amerika’da olduğu gibi birleşik bir yapıya dönüşememesinin temel nedenlerinden biridir.
